Bunlar da bir tavsiyedir. Şehvetlenip haram işlemek mesela yabancı kadında şehvetle bakma tehlikesi varsa mekruh olmaz. Bilakis beraber olmak lazım olur. Güne, zamana bakılmaz. Cima için münasib görülmeyen haller: 1- Zevcenin rızası yoksa. 3- Abdesti sıkışıksa.4- Fazla tok, hasta ve yorgun ise. 5- Çok soğuk ve çok sıcaksa.
Kendini haramdan korumaya, halal ile yetinmeye niyet etmeli, cima ederken şeytandan Allahü teâlâ'ya sığınıp, (Bismillahi Allahümme cennibna-ş-şeytane ve cennibi-ş-şeytane ma razaktena) demelidir. Bu durumda hamile kalırsa, şeytan ona zarar vermez.
Pek yaşlı bir kadınla, çok küçük yaşta bir kızla ve hasta kadınla cima' etmemelidir. Kadıla hayz (aybaşı hali), nifas (lohusalık) halinde münasebette bulunmak haramdır. Helal olduğuna inanan, dinden çıkar, kafir olur.
Başka bir hadis-i şerifte de şöyle buyurulmuştur:
"Bir kimse, karısıyla dübüründen (arkasından) cima' etse, Allahü teâlâ ve melekleri ona lanet ederler ve Allah'ın rahmetine ulaşamaz."
Lezbiyencilik, kadının, kadınla münasebeti de asla caiz değildir. Böyle yapan kadınlar, zina yapmış olurlar. Oral yol ile muamele de dinimizce uygun görülmeyen çirkin bir şeydir.
Erkek ve kadın cima'dan sonra elini ve uzvunu yıkamalıdırlar.
Çocuk olmaması için tetbir almakta bir mahzur yoktur.Hatta tetbir almak ihtiyaç haline gelmiştir. Çünkü, zamanımızda islam terbiyesinde çocuk yetiştirmek zorlaşmıştır, hatta imkanmiz hale gelmiştir.
Evlad hakkı
1- Bir kimse, çocuğu olduğu vakit müjdelenince onu bir nimet bilip, Allah'a hamd etmeli, Hadis-i şerifte: "Evlad kokusu, Cennet kokusudur." "Evlad dünyada nur, ahirette sürurdur", buyurulmuştur. Çocuğu beyaz elbiselere sarmalı. Çocuğun ağlamasından, anası ve babası üzülmemelidirler. Çünkü, ağlaması, anasına bbasına tesbih, tehlil, dua ve istiğfar olur. Bir hadis-i şerifte: "Mü'minin evladı dört ay "La ilahe illallah", dört ay "Muhammedür Resulullah", dört ay "Ya Allah! Beni, anne ve babamı mağfiret et" der.
Erkek çocuk olunca sevinip de, kız olunca üzülmek yersizdir. Çünkü, bunların hangisinin daha hayırlı olacağını Alla'tan başka kimse bilemez. Aksine olarak, kız çocuğunda daha fazla memnuniyet göstermek lazımdır. Zira, Kur'an-ı Kerim'de Allahü teâlâ, çocuktan bahsederken, kız çocuğunu takdim ederek, mealen şöyle buyurmuştur: "Allah, dilediğine kız, dilediğine erkek evlad verir." Bu ayet-i kerime, kız çocuğunun erkek evladdan hayırl olduğuna delalet eder.
Bir hadis-i şerifte şöyle buyurulmuştur: "Bir kimsenin bir kız evladı olsa da, onu İslam adabı ile terbiye etse ve Allah'ın kendisine verdiği nimetlerle büyütse, Allahü teâlâ, o kişiyi Cehennem ateşinden korur." "Bir kimsenin üç kızı olup da, onları besler, merhamet eder, terbiye ederse, Cennet on vacib olur."
Kızını ve kızkardeşini besleyenler hakkında şöyle buyurulmuştur: "Bir kimsenin bir kızı ve iki kızkardeşi olup, onlara ihsanda bulunursa, Cennet'te ben onunla beraber olurum."
Resulullah aleyhisselam, bunu söylerken şehadet parmağı ile orta parmağını göstermiştir; yakın olacağından kinayedir. Diğer hadis-i şerifte: "Birinin, üç kızı ile üç kızkardeşi olur da onların ezalarına sabrederse, Allahü teâlâ o kimseyi Cennet-i alaya (en yüksek makama) ulaştırır", buyurunca, bir adam: "Ya Resulallah! İki kızı olsa da Cennet'e girer mi?" dedi. Resulullah aleyhisselam: "Bir olsa da yine Cennet'e girer" buyurdu.
2- Çocuk dünyaya gelince, sağ kulağına ezan,sol kulağına ezan okumak. Hz. Peygamber'in aleyhisselam torunu Hz. Hasan dünyaya geldiği zaman kulağına ezan okuduğu rivayet edilmiştir. Bir çocuk dünyaya geldiği zaman sağ kulağına ezan, sol kulağına kamet okunması, bu çocuğa bir çok fayda sağlar. Resulullah aleyhisselam bir çocukla karşılaşınca şu duayı okurdu: "Ya Allah! Bunu hayırlı ve Allahtan korkanlardan eyle ve onu güzel bir surette yetiştir."
Anneler, babalar çocuklarının yüzlerine bakınca Sure-i İbrahim'deki Hz. İbrahim'in aleyhisselam duası olan şu mealdeki duayı okumalıdırlar: "Hamd olsun o Allaha ki, bana ihtiyarlık halimde İsmail'i, İshak'ı ihsan buyurdu. Şüphe yok ki, Rabbim her halde duayı işitiyor."
3- Çocuğa güzel isim koymak. Çünkü, kıyamette herkes ismi ile çağırılacaktır. Hadis-i şerifte: "Allah indinde sevgili olan isimler, (Abdullah, Abdurrahman)'dır" buyurulmuştur. Mehmed, Ahmed gibi medhi anlatan isimlerle çocuklara ikramda bulunulması; meşru olmayan (çirkin mana taşıyan) isimlerin değiştirilmesi hakkında hadisler rivayet edilmiştir. (Çocuklara kafir isimleri verilmemelidir. Bir de uydurma isimlerden de sakınmalıdır. Cengiz, Temuçin, Atilla, Ateş, Alev, Özbay gibi )
4- Çocuğu olanın bir hafta sonra, başındki tüyleri kırkıp altın veya gümüş para ile tartarak o parayı fukaraya tasadduk etmesi. Çünkü, Hz. Hasan dünyaya gelince Resulullah aleyhisselam, kızı Fatıma'ya, tüyünü kırkıp, o zamanın parasiyle tartmasını ve onu tasadduk etmesini emir buyurdu. Yedinci günü sünnet edilebilir. Çünkü, çocuk taze iken yarası çabuk iyileşir. Yedinci gününden yedi yaşına kadar sünnet etmek müstehaptır.
İmam Muhammed'e göre, akika kurbanı kesmek vacibtir. İmam Şafii'ye göre ise, sünnettir. Diğer imamlara göre, müstehaptır. Kesilecek kurban, erkek için iki koyun, kız çocuk için bir koyun olmalıdır. Resulullah aleyhisselam, akikayı keserken şu mealdeki duayı okurdu:
"Ya Allah! Bu filan oğlu filanın akikasıdır. Kanı, kanına; eti, etine; kemiği, kemiğine; kılı, kılına; derisi, derisine mukabildir. Ya Rab! Bu akikayı oğlum için Cehennem'e feda kıl."
Akikanın kemiklerini kırmamalı ve koyunun bir budunu ebe kadına verip, kalan kısımlarını fukaraya tasadduk etmelidir. Akikayı yedinci veya ondördüncü günde yapmalı, çocuğun ismini de bu müddet içinde takmalıdır. Çocuk, Allah tarafından anaya, babaya her hususta temiz olarak verilmiş bir emanettir. Ebeveyn, çocuklarını terbiye hususunda dikkatli davranırsa, çocuklarını maddi manevi yüksek mertebelere çıkarmış olurlar.
Aksi takdirde, çocuklarını helake sürükleyecekleri gibi, kıyamet gününde kendileri sorumlu olacaklardır. Hadis-i şerifte rivayet edildiğine göre, çocuğun anası ve bbasının üzerindeki haklarından biri de kendisine iyi ve güzel ad takmalarıdır. Çocuğuna dünyada iyi edep öğretmemek günahtır.
Âile efradını, çocuklarını terbiye etmeyip, İslami hususlarda cahil brakan ana ve babadan çocuklar Allah huzurunda davacı olacaklar ve şöyle diyeceklerdir: "Bizi, anamız, babamız cahil bıraktı. Haram lokma yedirdi. Haram elbise giydirdi. Biz, bunları bilmiyorduk. Hakkımızı onlardan al."
İnsanın, evladına verdiği en büyük hediye, terbiyedir." Doğan çocuk, bir süt anaya verilecekse bunun iyi, akıllı, kanı temiz, huyu güzel, itaatkar bir kadın olması uygun olur. Çünkü, kadının sütü çocuğun huyuna tesir eder. Bir hadis-i şerifte: "Evlad, emdiği süte göre hallenir" buyuruluyor. Nitekim, insanlarda yemeklere göre hal değişikliği olur. Yani haramdan haramzade olur. Nasıl ki, tohum iyi olursa, ekin de iyi olur. Hadis-i şerifte: "Haramdan çekinin. Çünkü, haramın binası er geç harab olur" buyurulmuştur.
Çocuğu ilk defa anası emzirmelidir. Sünnet olan budur. Sonra, süt anaya verilir. Çocuk konuşmaya başladı mı, evvela kelime-i tevhidi, yani (La ilahe illallah, Muhammedün Resulullah ) cümlesini öğretmeli. Mü'minun suresinin yüz onaltıncı ayetini yedi defa, sonra Âyete'l-Kürsi'yi, Haşr suresinin on üç ayetini okutmalıdır. Çocuğa bunları okutmakta şu faydalar vardır:
Çocukta haya alameti belirir; aklı, anlayışı, damarları bunların nuru ile aydınlanır ve iyi evlad olur. Çocuğa küçük iken, öğretimesi lazım gelen hususlar da şunlardır: Yemeğe besmele ile başlamasını, sağ eliyle ve önünden yemesini, lokmasını küçük yapmasını, çok çiğnemesini, elini elbisesine sürmemesini, çok yemenin zararlı olduğunu anlatmak, az yemenin faydasını medh etmek, gibi. Ana, baba çocuğuna eski elbise giydirmemeli, bazı aşk maceralarının hususi hallerini öğretmemeli, menkıbelerini medh ve hikaye etmemelidir. Çünkü, bunların menkıbeleri çocuğun yoldan çıkmasına, sefahete düşmesine sebep olur. (Çocuklara zararlı kitapları okutmamalıdır.)
Bu hususta seçilecek yol, Peygamber'in aleyhisselam sözlerini, alimlerin, iyi kimselerin hallerini hikaye etmektir ki, bunlar onun kalbine tesir eder, alim olmak veya iyi insanlardan olmak hevesi uyanır ve onlara karşı sevgi beslemeye başlar.
Çocuk, yaramazlık yaptığında onu azarlamamalı, bazı zamanlarda yaptığı kötülüğü görmezlikten gelmelidir. Çünkü her zaman azarlanacak olursa, buna alışır, yüzgöz olur; tehditlerin, azarlamaların tesiri kalmaz. Anası çocuğu, "Kabahatlerini babana söylerim" diye korkutmalıdır. Çocukların tembel olmaması için yumuşak yatak üzerine yatırılmaması daha uygun olur. Arkasını açmaktan, çabuk yürümekten, akran ve emsallerine karşı elbiseleri ile, yediği yemekler ile böbürlenmekten, kibirlenmekten kat'iyyetle men etmelidir.
Başkasından bir şey alınca ona kızıp, bir daha almaması için şiddetle azarlanmalıdır ki, böylece belki kalbi yumuşar. Kötü huyların fenalıklarından, para ve madde sevgisinin zararlarından bahsetmelidir. Kahvehanelerde oturmaktan, fena meclislere, [tiyatrolara, sinemalara, moda defilelerine, kokteyllere, balolara, plajlara, çıplak gösterilere] gitmekten men etmeli, insanların yanında gerinmekten, esnemekten, parmaklarını çıtlatmaktan, çok konuşmaktan, otururken arkasını başkalarına çevirmekten, ayak ayak üstüne koyup oturmaktan, ellerini çenesinin altına koymaktan, bağdaş kurup oturmak gibi, edebe aykırı hareketlerden men etmelidir.
Bundan başka, yemin etmekten, herkesten evvel söze başlamaktan çekinilmesi lazım geldiğini öğretmelidir. Kur'an dinlemeğe teşvik etmeli, lüzumsuz şeylerle vakit geçirmenin doğru olmadığını, kötü şeylerden, fena kimselerden uzak kalmanın kendisi için selamet yolu olduğunu, sefih insanların meclisine gitmenin zararlı, köt ahlakın sirayet edici olduğunu söylemelidir.
Dini terbiyesine ve nasihata medar olacak alimlerin meclisine göndermelidir. İnsanların feyz menbaı olan Kur'an-ı Kerim'i ve lüzumlu bütün ilimleri öğretmelidir. Her türlü atıcılık, binicilik, yüzücülük gibi faydalı şeyler anlatılıp öğretilmelidir. Resul-i ekrem aleyhisselam bunların öğretilmesini emretmiştir.
Kadınlara ait hayz bilgileri
Her müslüman erkek ve kadının ilmihal bilgilerini öğrenmesi farzdır. Bu bilgiler içinde, Hayz ve Nifas bilgileri de çok önemlidir. Abdest, namaz, Kur'an-ı kerim, hac, balig olmak, evlenmek gibi işler için kadın hallerini bilmek şarttır. Bunları bilmiyen, harama düşer, ibadeti sahih olmaz. Herkesin bilmesi lazım olanlar, Hanefi mezhebine göre kısaca şöyle:
Hayz müddeti en az 3 gün, en fazla 10 gündür. 10 günden sonra gelen kana İstihaza kanı denir. Bu hastalık kanıdır. Beyazdan başka her renge Hayz kanı dır. Kan görüldüğü andan, kesilene kadar olan günlerin sayısına adet zamanı denir. Âdet zamanı en çok 10, en az 3 gündür. Diğer üç mezhebde en çoğu 15 gündür. Hayz kanı devamlı akmayabilir. Hergün az miktar kan görülmesi hayz halinin devam ettiğini gösterir. İki adet arasında en az 15 gün temizlik hali olur. Kan, en az 15 günlük temizlikten sonra gelip 3 günden önce kesildiğinde, namaz vaktinin sonu yaklaşıncaya kadar bekler. Sonra gusletmeden yalnızca abdest alıp, o namazı kılar ve önce kılmadıklarını kaza eder. O namazı kıldıktan sonra kan yine gelirse, namaz kılmaz. Yine kesilirse vaktin sonuna doğru abdest alıp, o namazı kılar ve kılmadıklarını kaza eder. 3 gün tamam oluncaya kadar böyle yapar.
Adetin değişmesi
Üç gün kan gelip, normal adet süresinden önce kesildiğinde, namaz vakti sonuna kadar bekler, kan görmezse gusledip, o namazı kılar. Kılmadıklarını kaza etmez. Normal adet zamanı geçinceye kadar bekler.
Âdet zamanı belli olan kadın, bir defa başka sayıda hayz kanı görse, adeti değişmiş olur. Temiz gün sayısı da böyledir. Mesela, adeti 5 gün, temizlik hali 20 gün olan bir kadın, hayz halini 7 gün görse adeti değişmiş 7 gün olmuş olur. Âdeti 7 gün olan kadının kanı, 8 gün devam eder sonra kesilirse, adeti 8 güne çıkmış olur. Fakat 11. gün tekrar gelirse, 7 günden sonrası istihaza kanı olur. 7 günden sonraki namazlarını kaza eder. Normal adeti 7 gün iken 5 günde kan kesilirse, gusledip namazını kılar.
Âdetin başlayış ve bitiş vaktini bilmek çok önemlidir. Mesela, adeti 5 gün olan kadının özrü, 10 günü 3 dakika aşmış olsa, adet zamanı olan 5 günden sonra gelenler, istihaza kanı olur. 10 gün geçmeden ya'ni 10 günden birkaç dakika önce kesilmiş olursa, hepsi hayz olur. Bunun için her kadının, kendi hayz ve temizlik gün sayısını ezberlemesi gerekir.
Ramazanda, sahurdan sonra, hayzdan veya nifastan kesilen, o gün yiyip içmez. Fakat, o günü kaza eder. Hayz veya nifas gündüz başlarsa, o gün yiyip içer. Hayz olmayıp istihaza kanı gelen kadın, idrarını tutamayan veya bir yerinden devamlı kan akan kimse gibi özürlü olur. Kan aksa da, namazını kılar, orucunu tutar. Özürlü olduğu için, her namaz için, o namazın vakti girince abdest alması lazımdır. Fakat Maliki'yi taklid ederse, abdesti bozulmuş olmaz.
Nifasın en çoğu 40 gündür. Daha sonra gelen kan istihaza kanıdır. Nifasta da adet günü vardır. Mesela, nifas adeti ilk çocuğunda 25 gün ise, bundan sonraki çocuğunda 25 gün olur.
Hayzlı veya nifaslı şunları yapamaz: 1- Namaz kılamaz. Hadis-i şerifte de buyuruldu ki: (Müstehaza [özürlü kadın] hayzlı iken namaz kılamaz, hayzı bitip özrü devam ederken kılar.) [E.Davüd] 2- Oruç tutamaz. [Hz. Âişe validemizin naklettiği hadis-i şerifte, hayzlı iken tutulamayan orucu kaza etmek gerektiği, kılınmayan namazları kaza etmek gerekmediği bildirilmiştir. (Buhari) 3- Kur'an-ı kerim okuyamaz. Hadis-i şerifte, (Hayzlı, cünüp olan, Kur'andan birşey okuyamaz) buyuruldu. (Tirmizi) 4- Mushafa el süremez. Çünkü Kur'an-ı kerimde, (Ona [Kur'an-ı kerime] temiz olanlardan başkası dokunamaz) buyuruluyor. (Vakıa 79) Peygamber efendimiz de, (Kur'ana ancak temiz olan dokunabilir) buyurdu. (Nesai) 5- Camiye, giremez. Hadis-i şerifte, (Cünüp ile hayzlıya mescide girmek helal olmaz) buyuruldu. (İbni Mace) 6- Ka'beyi tavaf edemez. Çünkü tavafta abdestli olmak lazımdır. Hadis-i şerifte, (Beytullahı tavaf etmek, namaz kılmak gibidir) buyuruldu. (Tirmizi) 7- Zevciyet muamelesinde bulunamaz. (Bekara 222) Hayzlı kadının, tesbih çekmesinde, salevat-ı şerife, kelime-i tevhid, istiğfar ve dualar ile, Rabbena atina gibi dua ayetlerini ezberden okumasında mahzur yoktur. Fatiha'yı dua niyetiyle okuyabilir. Hayzlı saç ve tırnak kesebilir. Cünüp olan saç ve tırnak kesemez. Cünüp kadın, göğsünü yıkadıktan sonra ağlıyan çocuğunu emzirebilir. Mümkünse her zaman abdestli emzirmeye çalışmalıdır! (Hadika)
Dinimize göre nikah
İslam nikahının sünnete uygun olması için, salih Müslüman erkekleri toplamalıdır. Erkekler arasında hiçbir kadın bulunmamalıdır. Düğünde de erkekler ayrı evde, kadınlar başka evde toplanmalıdır. Gelini, kapalı bile olsa, hiçbir yabancı erkeğe göstermemelidir. Harama ehemmiyet vermiyen kafir olur. Nikah bozulur. Önce erkek ve kadın tarafından birer kişi konuşma yapmalıdır. Konuşma biter bitmez, kadının velisi veya vekili:
Bismillahi velhamdü lillahi vessalatü ala Resulillah, dedikten sonra, damada karşı: (..........) nın kızı (..........) yı, sana hanımliğe verdim. Velisi (veya vekili) bulunduğum (.........) kızı (..........) yı, (mesela on Reşad altını) muaccel yani peşin) mehr ile, sana hanımliğe verdim, der. Damad yok ise, bunları damadın vekiline söyler ve söylerken, sana demeyip (..........) oğlu (..........) ya verdim, der. Bu sözlere (İcab) yani teklif denir. Sonra damad şöyle cevap verir:
Ben bu nikahı, söylenen bu mehr ile, kendim için kabul ettim. Eğer, damad yoksa, vekili cevap vererek, ben bu nikahı, vekili blunduğum (..........) oğlu (..........) için söylenen bu mehr ile kabul ettim der. Mehr miktarını söyleyerek cevap verilmesi iyi olur. Bu cevaba (kabul) denir. Böylece, (icab) ve (kabul) ile en az iki erkek şahidin huzurunda İslam nikahı tamam olur.
Not: Sünnete uygun nikahın eksiksiz olarak nasıl yapılacağı Tam İlmihal Seadet-i Ebediyye kitabında geniş olarak yazılıdır.
İslamiyette kadınının yeri
İslam dini, kadını en yüksek dereceye çıkarmıştır. İslamiyetin kadına verdiği kıymeti hiçbir din, hiçbir düşünce vermemiştir. İslam kadınına; erkek akrabasından, fitre verecek kadar zengin olanlardan, en yakın bulunanı, bakmağa mecburdur. Yakın akrabası yoksa veya fakir iseler, (beytülmal) yani devlet, her türlü ihtiyaçlarını vermeğe memurdur.
İslam kızı, İslam kadını, geçim derdinden, düşüncesinden muaftır. O, çalışarak, didinerek, para kazanmaya mecbur değildir. Her şey onn ayağına gelecektir. Din-i İslam ona bu kıymeti vermiştir. Fakat, kadının, İslamiyeti, dinini, imanını, farzaları, ibadetleri, haramları öğrenmesi farzdır. Babasının veya kocasının ona bu ilimleri öğretmesi lazımdır.
Öğretmezlerse büyük günaha girerler. Kadının, gidip dışarıdan öğrenmesi lazım olur. Kadın, erkekten izinsiz hiçbir yere gidemez iken, bu ilimleri öğrenmek için gidebilir. İslamiyetin ilme ne kadar kıymet ve ehemmiyet verdiği burdan da anlaşılmaktadır. Müslüman kadını, ticaret, fen, sanat ve ziraat ile uğraşmaya mecbur değil ise de, bunlarl meşgul olması, para kazanması yasak ve günah değildir. Yalnız bunlarla meşgul olurken ve ilim öğrenirken, erkekler arasına girmemesi, onlara açık görünmemesi, haramdan sakınması lazımdır.
Sure-i Nisa'nın otuzbirinci ayet-i kerimesinde, kadınların kesbedeceği kazançlarından nasib alacaklarını, Allahü teâlâ bildirmektedir. Haticet'l-Kübra İslamiyetten evvel ve sonra, ticaretle meşgul olurdu, katipleri, memurları, hizmetçileri çoktu.
Hatta bir kerre, Muhammed aleyhisselamı ticaret kafilesine reis tayin etmişti. Kadının yapacağı günahlardan dolayı, ona izin veren erkekleri de, ceza görecektir. İslamiyyette, kadın harbe de gitmez. Dünyada rahat ve mes'ud olduğu gibi, onun Cennet'e gitmesi de çok kolaydır. Üç şeyi yapan, yani, kocasına hiyanet etmeyen, beş vakit namaz kılan ve onsekiz erkekten başkasına görünmeyen kadın, Cennet'e gidecektir. Onsekiz mahrem erkekten yedisi: Baba, oğul, kardeş, kızkardeş oğlu, erkek kardeş oğlu amca ve dayıdır.
Yedisi de, bunların (süt ile) olmasıdır. Din-i İslamda, aynı kadından, iki buçuk yaştan küçük iken süt emen bir kız ile yabancı bir oğlan, bir damla emseler bile, süt kardeş olur ki bunlar, hakiki kardeş gibidir. Birbiri ile evlenmeleri haram olur. Süt ile olan amca, dayı ve yedi erkek, hep böyledir. Böyle olduğuna inanmayan, kafir olur. Onsekiz mahrem erkekten dördü de, üvey oğul, üvey baba, kayınpeder ve damaddır. Bunlar, kendi oğlu, kendi babası gibidir.
Peygamber Efendimizin hicretin onuncu yılında, son hacları esnasındaki hutbesindeki sözlerinden, son nasihatlarından biri: (Kadınlarınıza eziyyet etmeyiniz! Onlar, Allahü teâlâ'nın sizlere emanetidir. Onlara yumuşak olunuz, iyilik ediniz!) olmuştur. İslamiyette evlenmek, bir kızı mes'ud etmek, ibadettir ve bütün nafile ibadetlerden daha sevabdır.
Kadınların örtünmesi
Mükellef olan, yani akıl ve balig olan insanın nemaz kılarken açması veya her zaman başkasına göstermesi ve başkasının bakması haram olan yerlerine (Avret mahalli) denir. Erkeğin ve kadının avret mahallini örtmesi, hicretin üçüncü senesinde gelen, (Ahzab) ve beşinci senesinde gelen (Nur) surelerinde emir olundu.
Hür olan kadınların ellerinden ve yüzlerinden başka her yerleri, bilekleri, sarkan saçları ve ayaklarının altı, nemaz için e avretdir.
Erkeğin veya kadının avret uzvlarından herhangi birinin dörtde biri, bir rükn açık kalırsa, nemaz bozulur. Azı açılırsa bozulmaz. Nemazı mekruh olur. Mesela, ayağının dörtde biri açık olan kadının nemazı sahih olmaz. Kendisi açarsa hemen bozulur.
Avret yerini örtmek, namazda da, namaz dışında da farzdır. Yalnız iken kılarken de, örtmek farzdır. Temiz elbisesi bulunan kimsenin karanlıkda, yalnız iken de çıplak kılması caiz değildir.
Kadınların, namaz dışında, yalnız iken, diz ve göbek arasını örtmesi farz olup, sırtını ve karnını örtmesi vacib, başka yerlerini örtmesi edebdir. Evde yalnız iken, başı açık dolaşabilir. Görünmesi caiz olan onsekiz erkek yanında, ince baş örtüsü örtmeleri evladır. İyi olur. Yalnız iken avret yeri, ancak özr ile açılabilir. Mesela halada açılır. Yalnız olarak gusl abdesti alırken açmak mekruh olur veya caizdir veya küçük yerde caiz olur da denildi. Namaz dışında, necasetli elbise ile de örtünmek lazım olur.
Kadınların, yabancı erkeklere yalnız yüzünü ve avuçlarını açması caiz ise de, erkeklerin, Müslüman olsun, kafir olsun, yabancı kadınların yüzlerine ve avuçlarına şehvet ile bakması caiz değildir.
Kadınların bakması caiz olan yerlerine, mesela yabancı kadınların yüzlerine, avuçlarına ve avret yerlerinin resmlerine ve konuşan çocukların avret yerlerine, lüzumsuz olarak şehvetsiz bakmak mekruhdur. Konuşmağa başlamamış olan küçük çocukların avret mahalli, yalnız sev’eteyndir.
Erkek çocukların, on yaşına kadar, kızların ise, gösterişli oluncıya kadar galiz avretlerine, bundan sonra, bütün avret yerlerine bakmak caiz değildir. Oğlanların yüzüne şehvet ile bakmak da haram olup, şehvetsiz bakmak, güzel olsalar da caizdir.
(Üç şey, göze cila verir: Yeşilliğe, akar suya ve güzel yüze bakmak) ve (Üç şey gözü kuvvetlendirir. Sürme çekmek, yeşilliğe ve güzel yüze bakmak) hadis-i şerifleri, bakması halal olan kimselere bakmanın faidesini bildirmekdedir. Yoksa, yabancı kadınlara, kızlara bakmak, gözü zaifletir ve kalbi karartır.
Hadis-i şerifte, (Yabancı bir kızı görüp de, Allahü teâlânın azabından korkarak, başını ondan çeviren kimseye Allahü teâlâ ibadetlerin tadını duyurur) buyuruldu. İlk görmesi afolunur. Bir hadis-i şerifde, (Allah için yapılan cihadda düşmanı gözleyen veya Allah korkusundan ağlıyan veya haramlara bakmıyan gözler, kıyametde Cehennem ateşini görmiyeceklerdir) buyuruldu.
Yedi veya on yaşında olan gösterişli kızlar ve onbeş yaşını dolduran veya baliga olan bütün kızlar, kadın hükmündedir. Böyle kızların başları, saçları, kolları, bacakları açık olarak, yabancı erkeklere görünmeleri ve erkeklere teganni etmeleri, onlarla yumuşak, cilveli konuşmaları haram olur. Kadınların, yabancı erkeklerle, alış veriş gibi, ihtiyac olduğu zaman, fitneye sebeb olmıyacak şekilde, sert konuşması caizdir.
Erkekler arasında yüzünü açmaları da böyledir. Kadınların, başı, saçı, kolları, bacakları açık sokağa çıkmaları ve yabancı erkeklere, lüzumsuz yere, seslerini duyurmaları, erkeklere şarkı söylemeleri, plak ile, film ile de duyurmaları, Kur’an-ı kerim, mevlid, ezan okuyarak duyurmaları büyük günahdır.
Kadınların, kızların ince, dar veya kürklü örtü ile ve küpe, gerdanlık gibi zinet eşyası açık olarak ve erkekler gibi giyinerek ve saçlarını erkekler gibi traş ederek sokağa çıkmaları haramdır.
Bunun için, geniş bile olsa, pantalon ile örtünmeleri de caiz değildir. Pantalon, erkek elbisesidir. Hadis-i şeriflerde, (Örtülü olan çıplaklara ve erkek gibi giyinen kadınlara ve kadın gibi giyinen, süslenen erkeklere la’net edildi).
Hele dar pantalon, erkeklere de caiz değildir. Çünkü, kaba yerleri dışardan belli olmakdadır. Bundan başka, kadınların pantalon giymeleri eskiden de, şimdi de islam adeti değildir.
Dinsizlerden, islam tesettürünü bilmiyenlerden gelmekdedir. Haramlar yayılsa, yerleşseler de, islam adeti olamazlar. Kafirlere benziyenin, onlardan olacağı, hadis-i şerifde bildirilmişdir. Pantalon, manto altına giyilebilir ise de, mantonun pantalon yokmuş gibi dizleri örtmesi lazımdır. Şalvar, çok geniş olduğu için, adet olan yerlerde, kadınlar için de, iyi bir örtü olur.
Âdet olmıyan yerlerde fitneye sebeb olursa, kullanması caiz olmaz. Geniş manto ile örtünmek adet olan yerlerde, kadının çarşafla sokağa çıkması da böyledir. Ayrıca, islam örtüsü ile alay edilmesine sebeb olarak, günah da olur. Nemazda ve nemaz dışında, avret yerini başkalarının yan taraflardan görmemeleri için, örtmek farz olup, kendinden örtmesi farz değildir.
İnsanların, birbirine görünmesi ve bakması, dört dürlüdür: Erkeğin kadına, kadının erkeğe, erkeğin erkeğe, kadının kadına bakmasıdır. Erkeğin kadına bakması da dörde ayrılır: Erkeğin yabancı hür kadına, kendi hanımsine ve kendi cariyelerine ve bakması caiz olan onsekiz akrabasına, başkalarının cariyelerine bakmasıdır.
Erkeklerin yabancı kadının yüzünden ve avuçlarının içinden ve dışından başka yerine bakmaları dört mezhebde de haramdır. Kızların yüzlerine şehvet ile bakmaları da haramdır. Bunun için, kızların yüzlerini de örtmeleri lazımdır. Hasi, ya’ni burulmuş, husyeleri çıkarılmış olanın bakması da haramdır. İnsanı burmak yani kısırlaştırmak haramdır. Hayvanı, ancak semizletmek için caizdir.
Erkeklerin, erkeğin göbeği ile dizi arasına bakmaları haramdır. Bunun dışına, şehvetsiz bakmaları caizdir. Zevcesine tepeden tırnağa kadar, şehvet ile dahi bakması ve bunların ona bakmaları caizdir.
Erkek, nikahla alması ebedi, sonsuz haram olan onsekiz kadının başına, yüzüne, gerdanına, kollarına, dizden aşağı bacağına, şehvetden emin ise, bakabilir. Göğüslerine, koltuk ve yanlarına [böğürlerine], uyluk ve dizlerine ve sırtına bakamaz. Kadınların buralarına da (Galiz) ya’ni (Kaba avret) yerleri denir. Her kadının, buralarını nemazda, yabancı erkeklerin yanında, şekli belli olmamak üzere geniş olarak örtmeleri lazımdır.
İslam kadınları, şimdiki manto ile örtünmekde idi. Çarşafla örtünmeleri, sonradan adet oldu. Geniş, uzun manto, kalın baş örtüsü ve uzun çorap, şimdiki çarşaflardan daha iyi örtmekdedir.
Kafirler, zındıklar, müslüman hanımlarını aldatmak için, (İslamiyyetin başlangıcında kadınlar örtünmezdi. Peygamber zamanında, Müslüman kadınları, başları,kolları açık gezerlerdi. Sonradan, kıskanç din adamları, kadınların örtünmelerini emr etdiler. Kadınlar, sonradan kapandı. Umacı gibi oldu) diyorlar.
Evet, kadınlar açık gezerdi. Fakat, hicretin üçüncü senesinde (Ahzab) ve beşinci senesinde (Nur) sureleri gelerek, Allahü teâlâ örtünmelerini emir eyledi.
Bakması caiz olan yere, şehvetden emin olanın dokunması da caizdir. Bir hadis-i şerifde, (Ananın ayağını öpmek, Cennet kapısının eşiğini öpmek gibidir) buyuruldu. Fakat, yabancı genç kadının eline ve yüzüne bakmak caiz olduğu halde, şehvetden emin olsa dahi, dokunmak, tokalaşmak caiz değildir.
Herhangi kadın ile zina etmek veya herhangi bir yerine şehvet ile dokunmak, unutarak veya yanılarak bile tutsa, hanefide ve hanbelide (Hurmet-i musahere)ye sebeb olur. Ya’ni, o kadının neseb ile ve süt ile olan anası ve kızları ile o erkeğin evlenmesi, kızın da, oğlanın oğlu ve babası ile evlenmesi ebedi haram olur. Bir baba ile kızı arasında hurmet-i musahere hasıl olursa, kızın anası ile, ya’ni adamın hanımsi ile adam arasındaki nikah bozulmaz. Kadın başkası ile evlenemez. Adamın bu kadını boşaması lazım olur. Bu kadın ile evli kalması ebedi haram olur.
Damad ile kayın validesi arasında hurmet-i musahere hasıl olursa, damadın hanımsini boşaması lazım olur. Damad, bu kadın ile, sonsuz olarak, bir daha evlenemez . Kızlar, kendilerinden emin olsalar da, yabancı erkeklere dokunmaları caiz değildir. Şehvet ile dokunurlarsa, hurmet-i müsahere hasıl olur. Kızın ve ihtiyarların şehveti, kalbinin meyl etmesi demekdir. Şehvete sebeb olmıyacak derecede ihtiyar kadınla müsafeha etmek [tokalaşmak] ve elini öpmek, kendinden emin olana caiz ise de, yapmamak daha iyidir.
Yabancı kadın çok olsa da, halvet olur. Çok ihtiyar kadınla ihtiyar erkek sefere çıkar ve yalnız kalabilirler . Ebedi mahrem olan onsekiz kadından biri ile halvet caiz ise de, yalnız süt kardeş ile ve genç kaynana veya gelin ile, fitne şübhesi olunca, mekruhdur. Yabancı genç kadınla, zaruret olmadan, konuşmak caiz değildir. Mescid gibi dışarıdan içerisi görünen umuma açık yerlerde [nakl vasıtalarında, dükkanlarda] yalnız kalmak, halvet olmaz. Bir evin iki odası bir yer sayılmaz.
İmam-ı Ebu Yusüfe göre, ekmek pişirmek, çamaşır yıkamak [ve kaba olmıyan avret yerlerinin açık olması lazım gelen başka işler] için ücretle çalışmağa mecbur kalan muhtac, esir, kimsesiz kadınlar [işçi ve me’murlar], iş icab etdirdiği kadar, ayaklarını ve kollarını açabilir. Erkeklerin, bunları, iş için görmesi ve şehvetsiz bakması caiz olur.
Baldız ve yenge de yabancı kadındır. Bunların da saçına, başına, koluna, bacağına bakmak haramdır. Bunlar gibi yabancı akraba evine gidince veya onlar gelince, kadın erkek birlikde oturmak, gülüp neş’elenmek caiz değildir. Beraber oturmak adet olan ve haram olduğuna ehemmiyyet verilmiyen yerlerde, fitne çıkarmamak ve akraba arasında düşmanlıklara yol açmamak için, kadınlar erkek akraba yanında ve sofrada örtülü olarak, kısa zaman oturur.
Ciddi konuşulur. Bu görüşmenin kısa sürmesine ve seyrek olmasına ve bilhassa bir yerde yalnız bulunmamalarına çok dikkat etmelidir. Dinini bilen ve uyan, bilgili ve halis Müslümanlar, böyle birlikde hiç oturmamalıdır. Cahillerle münakaşa etmemeli, dinimiz böyle emr ediyor diye israr etmemeli, dünya işlerini ileri sürerek, tatlı söyleyip, akrabayı darıltmıyarak, haramdan kaçınmağa çalışmalıdır.
Evlenmek istediği kızı, şehvet korkusu olsa bile, bir kerre görmeleri ve doktorun, ebenin, sünnetcinin, lavman yapanın, lazım olduğu kadar bakmaları caizdir.
Kadınların birbirlerine avret yeri, erkeğin erkeğe avret yeri gibidir.
Şehvetden emin olan kadının yabancı erkeğe bakması, erkeğin erkeğe bakması gibidir. Şehvet ile bakması haram olur.
Gayr-ı müslim ve mürted kadınların [ve mürted amca ve dayının], Müslüman kadınlarına bakması, ya’ni Müslüman kadınların bunlara görünmeleri, yabancı erkeklere görünmeleri gibi, üç mezhebde de haramdır. Bunlar Müslüman kadınlarının bedenine bakamazlar. Hanbeli mezhebinde caizdir.
Bedendeki bakması caiz olmıyan yerler, bedenden ayrılırsa, öldükden sonra dahi, bunlara bakmak caiz değildir. Kadınların saç ve başka kılları, ayak tırnakları [el tırnakları değil] ve kemikleri vücuddan ayrıldıkdan sonra, bunlara bakılamaz.
Kadınların bakılması haram olan yerlerinin aynadaki veya sudaki görüntülerine şehvetsiz bakmak haram değildir. Çünkü, kendileri değil, aksleri, benzerleri görülmekdedir.
Aksleri, resmleri, kendileri değildir. Bunları görmek, kendilerini görmek olmaz. Resmlerine, sinemadaki ve televizyondaki görüntülerine bakmak, aynadaki hayallerine bakmak gibidir. Hepsine şehvetsiz bakmak caiz olup, şehvet ile bakmak veya şehvete sebeb olacak görüntülerine bakmak, böyle sesleri dinlemek haramdır. Bunlara şehvet ile bakan elbette vardır. Şehvete, harama sebeb olan resmleri yapmak, basmak, resm etmek haram olur.
Kadınların avret yerlerine cam, herhangi gözlük ve su arkasından şehvetsiz de bakmak ve su içindeki kadına bakmak caiz değildir, haramdır.
Vücude yapışık olmıyan, dar olmıyan elbise ile örtülü kadına şehvetsiz bakmak caizdir. Kaba avret yerleri dar elbise ile örtülmüş kadına, şehvetsiz de bakmak haramdır. Yabancı kadının iç çamaşırlarına şehvetle bakmak haramdır. Sıkı, dar örtülmüş, kaba olmıyan avret yerlerine şehvetle bakmak haramdır.
Kadınların açık ve süslü olarak sokağa çıkmaları haram olduğu gibi, mahrem olmıyan erkeğin bulunduğu yerlere böyle girmeleri de haramdır. Avret yeri açık olarak cami’ içine girmek, daha büyük günahdır. Avret mahalli açık olan kimselerin bulunduğu yere veya haram işlenen her yere (Fısk meclisi) denir.
Müslümanların, zaruret olmadıkça, fısk meclislerinde, yani fasıkların toplandığı yerde oturmalarının ve hanımlerini göndermelerinin caiz olmadığı (Bezzaziyye)de yazılıdır.
Îmanı olan hanımların, sokağa çıkarken baş, saç, kol, bacak gibi kaba olmıyan avret yerlerini de örtmeleri bildirildi. Îmanın gitmemesi için, haramdan çok korkmalıdır.Yalnız keyflerini, zevklerini düşünenler, zevklerine kavuşmak için, başkalarının zarara, felakete düşmelerinden çekinmiyenler diyorlar ki: (Umacı gibi örtünmüş kadını görmek, insana sıkıntı veriyor. Süslü, açık, güzel kadına, kıza bakmak ise, insana ferahlık, neşe veriyor. Güzel bir çiçeğe bakmak, koklamak gibi tatlı oluyor).
Halbuki, çiçeğe bakmak, onu koklamak ruha tatlı gelmekdedir. Ruhun Allahü teâlânın varlığını, büyüklüğünü anlamasına, Onun emrlerine uymasına sebeb olmakdadır. Kokulu, tuvaletli, açık kıza bakmak ise, nefse hoş gelmekdedir. Kulak, renkden zevk almaz. Göz de sesden zevk almaz. Çünkü, anlamazlar. Nefs Allahü teâlânın düşmanıdır. Zevklerine kavuşmak için her kötülüğü yapmakdan çekinmez. İnsan haklarını, kanunları çiğner. Onun zevklerinin sonu yokdur. Kıza bakmakla doymaz.
Onunla buluşmak, her zevkını yapmak ister. Bunun içindir ki, bütün kanunlar, nefslerin taşkınlıklarını önlemekdedir. Nefsin taşkın zevkleri, insanı sefalete, hastalıklara, aile faci’alarına, felaketlere sürüklemekdedir. Allahü teâlâ, bu faci’alara mani’ olmak için, kızların açılmalarını, yabancı erkeklere yaklaşmalarını, içkiyi, kumarı yasak etmişdir. Nefslerinin esiri olanlar, bu yasakları beğenmiyorlar. Bunun için, Ehl-i sünnet alimlerinin ilmihal kitablarını kötülüyor, gençlerin bu kitabları okuyarak se’adete kavuşmalarına mani’ oluyorlar.
Örtünün şekli
Kadınların vücut hatlarının [kaba avret yerlerinin şekli ve rengi] belli olmıyacak herhangi bir elbise ile örtünmesi farzdır. İslam dini, kapanmayı emretmiş, fakat belli bir örtü şekli bildirmemiştir.
Peygamber efendimizin ve Eshab-ı kiramın mübarek hanımları, çarşafla örtünmemiştir. Hiçbir kitapta çarşaf giydikleri bildirilmemiştir. Milhafe, ferace, fistan, entari giydikleri birçok kitapta bildirilmiştir. İmam-ı Rabbani hazretleri de, böyle değişik elbise giydiklerini 313. mektubunda bildiriyor. Bu hususlar, Cami'urrumuz ve Hidaye kitabında da bildiriliyor.
Kapanması gereken yerleri örtmek ve yukarıda bildirilen vücut hatlarını belli etmemek şartı ile kadınlar, bulunduğu şehrin adetine uygun giyinir. Çünkü elbise gibi mUbahlarda, şehrin adetine uymamak tahrimen mekruhtur. Zaruret olmadıkça, haramlarda hiçbir yerin adetine uyulmaz.
Peygamber efendimiz, ayaklarına kadar uzun gömlek, yani entari giymiştir. Şalvar ve pantalon giymemiştir. Bunları giymek adette bid'attir. Âdette bid'at olan şeyi yapmak günah değildir. Taksiye, uçağa binmek de adette bid'attir. Bunları yapmak günah değil dinin emridir. Bunun için adet olan yerlerde, kafirlerden gelmiş olsa bile, kadınların çarşaf ve erkeklerin bol pantalon veya şalvar giymeleri caizdir, günah olmaz. Elbisenin şekli ibadet değil, adettir. Çünkü Peygamber efendimiz, papaz ayakkabısı, Rum elbisesi giymiştir.
Peygamber efendimizin böyle adet olarak yaptığı şeylere Sünnet-i zevaid denir. Bunları terketmek günah olmaz.
(Bir kavme benziyen onlardandır) hadis-i şerifi, ibadetlerde benzemenin tehlikesini bildirmektedir. Mesela papaz zünnarı ve haç takmak böyledir. Dikiş makinası, daktilo, elbise gibi şeyler ise adettir. Âdetlerde kafirlere benzemek günah olmaz.
Peygamber efendimiz, her zaman belli bir elbise giymezdi. Ba'zan Rum, ba'zan Arab elbisesi giyerdi. Kolları dar Rum cübbesi de giymiştir. (Tirmizi)
Ahzab suresinde kadınların cilbab giymesi emredien Cilbab nedir?
Cilbab, erkeklerin de, kadınların da giydikleri bir elbise, bir gömlektir. Zevacir ve Berika'daki hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Haramdan cilbab [gömlek] giyen erkeğin namazları kabul olmaz.) [Bezzar]
(Haya cilbabını [örtüsünü] çıkarandan [aleyhinde] söz etmek gıybet olmaz.) [Beyheki]
Bu hadis-i şeriflerde bildirilen cilbabın çarşaf demek olmadığı, herhangi bir örtü olduğu açıkça görülmektedir. Cilbabın çarşaf değil, dış elbise olduğu tefsir kitaplarında da yazılıdır. Birkaçı şöyle:
Cilbab, baş örtüsünden daha geniş ve gömlekten kısa olan örtüdür. Yüzü ve bedeni örten her örtüye denir. (Ebüssü'ud tefsiri)
Cilbab, kadınların giydileri tek parça örtüdür. (Celaleyn)
Cilbab, göğse kadar inen baş örtüsüdür. (Ruh-ul-beyan)
Cilbab, bedeni baştan aşağı örten çarşaf, ferace, car gibi dış kisvedir. (Elmalılı)
Cilbab, dışa giyilen örtüdür. (Tibyan)
Cilbab, milhafe, uzun entari veya baş örtüsü demektir. (El-Envar)
Nur suresinin 31. ayet-i kerimesinde, (Kadınlar, baş örtülerini yakalarının üzerine örtsünler) buyuruluyor. Eğer kadınlar çarşaf giyselerdi, baş örtüsünü yakanın üzerine örtmekten bahsedilmezdi.
Erkeğin hanımına vermesi vacib olan nafaka, yemek, elbise ve meskendir. Kisve ise, himar ve milhafedir. (Bahr)
Himar, baş örtüsü, Milhafe, dış örtü demektir. Buna eskiden ferace denirdi. Şimdi ise manto deniyor. Erkeklerin giydiği örtüye de milhafe denmektedir. Hz. Enes'in rivayet ettiği hadis-i şerifte, (Resulullah, milhafesini evde giyerdi) buyuruluyor. (Hatib)
Herkesin çarşaf giydiği bir yerde, birkaç kadının manto giymesi fitneye sebep olacağından uygun olmadığı gibi, manto giyilmesi adet olan yerlerde de çarşaf giyilmesi uygun olmaz. Çünkü bir yerde adet olan şeyler giyilmezse, gösteriş ve şöhret olur, fitneye sebep olur. Hadis-i şerifte (Fitneyi uyandırana la'net olsun) buyuruldu. (Hadika)
Nefsimize zor gelse de, dinimizin emirlerini yapmaya çalışmak lazımdır. Hadis-i şerifte buyuruldu ki: (Nefsini hor gören dinine değer verir, nefsini aziz gören dinini horlamış olur. Dinin ise aziz olması gerekir. Nefsini besliyen dinini zayıflatmış, dinini besliyen, dinini de nefsini de beslemiş olur.) [Ebu Nuaym]
Tesettürle ilgili ayet-i kerimeleri Peygamber efendimiz açıklamış, alimler de bizlere bildirmiştir. Bu husustaki tartışmalar kasıtlıdır.
Kur'an-ı kerimde genel olarak herşey, kısa olarak bildirilmiştir. Bunları Peygamber efendimiz açıklamış, o günden beri uygulanmıştır.
Kur'an-ı kerimde (Sakın ana-babana öf deme) buyuruluyor. (İsra 23)
Bir kimse, ana-babasına öf demese, fakat sopa ile dövse, sonra da (Ben öf demediğim için, Kur'anın emrine uydum) dese, bu kimse Kur'ana uymuş mu oluyor? Âyet-i kerimenin ma'nası, (Ana-babanızı üzmeyin hatta onlara öf bile demeyin) demektir. (Beydavi)
Bunun için Kur'an-ı kerimdeki bir ayetin hükmünü öğrenmek için Kur'an tercümesine bakmak çok yanlış olur. Herkes Kur'an-ı kerimden hüküm çıkarabilseydi, hadis-i şerifler lüzumsuz olurdu.
Hırsızlık suçtur. Bir hakim, kanunları esas almadan, sırf Anayasa'ya göre bir hırsıza ceza veremez.Çünkü hırsızlığın cezası açıkça Anayasada bildirilmemiştir. Birçok hükümler kanunlarla açıklanmıştır.
Bunun gibi, dinimizin bir hükmünü öğrenmek için herkes Kur'an-ı kerime bakıp anlıyamaz. Kur'an-ı kerim, hadis-i şeriflerle açıklanmıştır. Hadis-i şerifleri de anlamak büyük ilim işidir. Bunları da İslam alimleri açıklamıştır. Onun için hiç kimseye Kur'an tercümesi okumasını tavsiye etmiyoruz. Bir okuyucu "Kur'an tercümesi, okuyarak dinsiz oldum" diye acı bir itirafta bulunmuştu.
Tıp kitabı okuyarak, ilaç yapmak ve hastaya teşhis koymak yanlıştır. Kur'an tercümesinden hüküm çıkarmak bundan daha büyük yanlıştır. Çünkü yanlış ilaç kullanan ölebilir. Fakat yanlış hüküm çıkaran imanını kaybedip, sonsuz azaba düşebilir. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Kur'anı kendi görüşü ile açıklıyan, doğru olsa bile, muhakkak hata etmiştir.) [Nesai]
(Kur'anı kendi görüşüne göre tefsir eden kafir olur.) [M.Rabbani]
Kur'an-ı kerimde buyuruluyor ki: [yabancı erkeklere bakmaktan] sakınsınlar, ırzlarını korusunlar, [el, yüz gibi] görünen kısmı hariç, zinetlerini [zinet takılan yerlerini] göstermesinler, başörtülerini yakalarına kadar [saç, kulak ve gerdanlarını] örtsünler!) [Nur 31]
Bu ayet-i kerimeden kadınların başörtüsünü sadece yakasına örteceği, baş ve vücudunun diğer yerlerini örtmenin lazım gelmediği anlaşılabilir. Gözünü neden sakınacak, ırzını nasıl koruyacak, zinetten maksat nedir? Kına, sürme boya mıdır, altın, gümüş gibi zinetler midir? Bu hususlar açık değildir, hadis-i şerifle bildirilmiştir. Bir ayet-i kerime de şöyle: (Ey Nebi, hanımlarına, kızlarına ve mü'minlerin kadınlarına [dışarı çıkarken] cilbablarını [dış elbiselerini] giymelerini söyle! Bu, onların tanınıp, eza edilmemelerine daha uygundur.) [Ahzab 59]
Bu tercümeye bakıp "Kadın, tanınıp eza edilmemesi için dış elbise giyer. Tanınıp eza edilmezse, çıplak gezebilir" diyenler çıkmıştır. Bu ayetleri Resul aleyhisselamın nasıl açıkladığına bakmalıdır. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Kadının [yüz ve iki elinden başka] bütün bedeni avrettir) [Mecma'ul-enhür, El-mugni]
Bu hadis-i şerifte kadının tesettürü açıkça, bildiriliyor. Kur'an-ı kerimin 17 yerinde Resulullaha (De ki, bana tabi' olun) buyuruluyor. Allahü teâlânın Resulüne tabi' olup O'nun bildirdiği şekilde tesettüre riayet etmelidir!
Hz. Esma, ince elbise ile gelince, Resulullah baldızına bakmadı. Mübarek yüzünü çevirip (Ya Esma, bir kız, namaz kılacak yaşa gelince, yüz ve elleri hariç, vücudunu erkeklere gösteremez) buyurdu. (Ebu Davüd)
Hz. Âişe buyurdu ki: (İlk muhacir kadınlara Allah rahmet etsin! Tesettür ayeti inince, hemen futalarını yırtıp başlarını örttüler) buyurdu. (Buhari, Nesai)
Kadın avrettir, tesettürü farzdır. Âyet-i kerimeyi kendi görüşüne göre tefsir edip bu farzı inkar etmek küfürdür.
Bir kadın açık gezse kafir olmaz. Fakat kapanmanın lüzumsuz olduğunu söylerse kafir olur. Günah ile küfür farklıdır. Eyyamcı bir gazete, küfrü, günahtan çok küçük görüp, Acem profesörün tesettürü inkar eden yazısını yayınlama gaflet ve dalaletinde bulunmuştur. Böylelerine aldanmamalıdır.
Örtünmenin faydaları ve kadının sosyal hayattaki yeri
İslam kadınlarının örtünmesi, bunların namuslarını korumak için olduğu gibi, bu örtüler, kadınla erkeği birbirinden ayıran ma’nevi sınırlar demekdir. Bu örtülerin sayesinde, bir erkek, kendi evindeki kadınlardan birine karşı bile, sokakda resmi ve saygılı davranır. Bu örtüler, erkekle kadın arasına konulan haya perdeleridir. Örtünen kadının bir erkek hayalinde daha güzel canlandırılması, kadının şerefini azaltmaz, yükseltir.
Hayvani hislere aldanmamak için, nefsi terbiye etmek lazımdır. Fakat, bu işi, yalnız nefse hakim olmağa bırakarak, tesettürden vaz geçmek, hiç doğru olamaz. Çünkü, tahsil ve terbiye gören insanlar arasında nefslerine hakim olamıyanların çok bulunduğu, gazetelerde bile sıksık görülmekdedir. (Nefse hakim olmak) söylemesi kolay, yapması güç olan bir şeydir.
Yusüf aleyhisselam gibi büyük bir Peygamberin bile, (Benim nefsim kötü şeyler istemez demiyorum) buyurduğu, Yusüf suresinde bildirilmekdedir. Artık başkalarına ne demek düşer?
Nefse hakim olmak ve bunun mikdarı herkes için değişir. İnsan bunu kendi bile anlayamaz. Hele iffet ve namus dersini dinden değil de, yalnız aklından alan kimseye göre, namusun kıymeti, namuslu tanınmak düşüncesinden ileri gitmez.
Namusun kıymeti ne kadar bilinirse bilinsin ve akıl ve düşünce ne kadar yerinde olursa olsun, insanın yaratılışında bulunan ve herkesi aldatabilen nefs karşısında, akl başarısız kalabilir. Bunun için, daha başlangıçta, nefsi kımıldatmamak ve onu tahrik eden yolları kapamak lazımdır. Kadının örtünmesi, bu yolları en kesdirme ve en kolay olarak kapayan bir çaredir.
Kadınlara, sosyete hayatında olduğu gibi, başka erkeklerle de düşüp kalkmak serbestliği verilirse, ailesi erkeklerinin kıskanmasına ve vicdan azabı çekmesine sebeb olmakla beraber, erkeklerin de, sayısız yabancı kadınlardan zevk almasına yol açacakdır. Bunu kim bilmez, kim anlamaz?
İbtida’i ve gerici denilen kimseler de, bu zevkı, bu lezzeti pek iyi bildikleri halde, öte yandaki vicdan azabı, kendilerini frenlemekde, durdurmakdadır. Nefslerinin, isteklerine ve lezzetlerine dayanamıyan, iradesi gevşek kimseler, medeniyetin terakkisi, ilericilik gibi yalan ismlerle, vicdanların bu frenini koparmış, kendilerine pek tatlı ve yaldızlı bir sosyete hayatı kurmuşlardır. Nefslerinin zevkleri peşinde koşanlar, bu hayatı hızla yaymakdadırlar.
Kadınlara hak tanınmasını, onlara hürriyyet verilmesini, kadınlardan daha çok isteyen erkeklere dikkat edilirse, bunlar, sokaklara taşan ve salonlarda kaynaşan kokulu, yumuşak kadın dalgaları arasına dalmağı ve başkalarının kadınlarından kolaylıkla zevk almağı arayan kimselerdir. Bu zevallılar, başka erkeklerin de, kendi kadınlarına, kızlarına ve kızkardeşlerine böyle serbestçe saldıracaklarını düşünmezler. Yahud o zevklerle, lezzetlerle kendilerinden geçerek, bu can sıkıcı zararı unuturlar, veyahud zevklerine, şehvetlerine karşı, onları feda etmekden de çekinmezler.
Sosyete hayatında kazancı çok ve zararı az olanlar, yakınları arasında yüzüne bakılabilecek genç kadın bulunmayan erkeklerdir. İşte erkeklerin, kadınlara hürriyyet verilmesini istemeleri sebeblerinin başında, böyle aldatıcı ve egoist sebebler bulunmakdadır. Bu konuda biraz aşırı yazdığımızı söyliyenler bulunacakdır. Fakat, işin doğrusu budur.
Müslüman memleketinde yetişen kadınlara bu fikr, erkeklerin ilmde ve fende ilerlediklerine imrenmek yolu ile gelmemişdir. İlmde ve teknikde yüksek bir yeri olan afif erkeklerin kadınlarında, böyle bir hürriyyet arzusu görülmemişdir. Eğer erkekler, eğlence ve sefahat hayatına dökülmeselerdi, kadınlardan da, böyle hürriyyet isteyen görülmeyecekdi. Kadınların avukatlığını yapan erkekler de bulunmayacakdı.
Kadınlara böyle bir hürriyyet verilmesini isteyen erkekler, (Gayr-i meşru’ bir şey istemiyoruz ki...) diyorlar. Meşru’ olarak ne istedikleri kendilerine sorulunca, cevab veremiyorlar. (Kadınları esaretden kurtaracağız) deyip geçiyorlar. (Nisa) suresinin otuzüçüncü ayetinde mealen, (Erkekler, kadınları terbiye edici ve onlara iş vericidir. Allahü teâlâ, erkekleri kadınlardan üstün yaratmışdır) buyuruldu.
Kadınları, bu ayet-i kerimede bildirilen yerlerinden kurtaracaklar! Bunun neresi meşrudur. İslamiyyetin erkekleri kadınlardan üstün tutmasında birçok sebeb ve faide vardır. Bu üstünlük aile hayatının düzgün olması için de lazım ve zaruridir.
Bugün Avrupada, nikahlı, nikahsız kadından ucuz bir şey yokdur. Müslümanlıkdan uzaklaşan sosyete kadınları da, bu hale sürüklenmekdedirler. Nikahsız olanların çokluğu meydandadır. Şark edebiyyatında, şiirlerde şehvani düşüncelerin yayılmış olması, şarkda fuhş ve sefahet hayatının yok denecek kadar az olmasındandır. Şarklı bir şair, dilberin söz verdiği buseyi gazeline kıymet vermek için yazmak ister. Çünkü, bu görülmemiş birşey gibidir.
Halbuki, Avrupada, bunlar caddelerde yapılır da, aldırış eden olmaz. Dul kadınlar daha ucuzdur. Bugün Avrupada ve sosyetenin, kadın hürriyyetinin yayıldığı islam memleketlerinde, erkekler kolay evleniyor. Kadınların koca bulması ise, çok güç oluyor. Erkekler nazlı olup, kadında güzellik veya para arıyor. Kadın ise, erkeğin izdivaç talebini kabul etmekdedir. Ev kurmak için kadınların çekdiği bu güçlüklere karşılık olarak, bir veya birkaç gecelik eş arıyan gençlerden, pek kolaylık görüyorlar.
Avrupada ve sosyete hayatı bulunan yerlerde aşk denilen şey yokdur. Çünkü, her tarafa kadınlar, kızlar serpilmişdir. Halbuki islam memleketlerinde, bir erkek, kırk yılda bir güzel kadın görür. Bu nadir tesadüfle, ona aşık olur. Daha güzelini ona göstermemek için, aşkın gözüne çekdiği perde ile etrafdaki tesettür perdesi bir araya gelir. Hatta, ikinci perdenin, değil başkasını, yine o kadını bile bir daha göstermemesi yüzünden aşk ateşi körüklenir. Şu hal, islam memleketlerinde, kadının çok kıymetli ve ehemmiyyetli olduğunu göstermekdedir. Kadını, ma’şukalık makamından uzaklaşdıran sosyete hayatında, kadınların ne kıymeti olabilir?
Sosyete kadınlarının acınacak halini (madame le Lara Mardirous) adında, Fransanın büyük bir şair kadınından dinleyelim. Bunları Cenab Şihabüddin (Evrak-ı eyyam) adındaki mecmu’asında terceme etmiştir.
(Kadınlarınıza söyleyiniz! Se’adetlerinin kıymetini bilsinler! Kapalı yaşamağa alışsınlar! Kapalı yaşamak, onları öyle sıkıntılardan korur ki... Ah, şu omuzumda hıçkırarak ağlamış kızların adedini bilseler. Kulaklarım, sevilmiş kızların çok feci’ ve kalbleri yakan şikayetleri ile dolu. Evet, ışıklar ve çiçeklerle dolu bir baloya girebilmek, çok tatlı gibi görünür. Fakat, sevdiği kocası ile oraya gelen kadının kalbini kemiren kıskançlığı, ne çok elem verici bir yılandır? Bunu düşünebilir misiniz? Balo, tiyatro, bütün buluşma yerleri, hanımsine bağlı olan bir erkek, yahud kocasını seven bir kadın için (Seint office)’in bir azab hücresi, bir Cehennemdir. Bunları hanımlerinize, hemşirelerinize iyice anlatınız!)
Müslüman olduğunu söyliyen bir kimsenin, yapacağı bir işin, dine uygun olup olmadığını bilmesi lazımdır. Bilmiyorsa, bir ehl-i sünnet aliminden sorarak veya bu alimlerin kitablarından okuyarak öğrenmesi lazımdır. İş dine uygun değil ise, günah veya küfrden kurtulamaz. Her gün hakiki tevbe etmesi lazımdır. Tevbe edilen günah ve küfr, muhakkak afv olur. Tevbe etmezse, dünyada ve Cehennemde, azabını, yani cezasını çeker. Bu cezalar, kitabımızın muhtelif yerlerinde yazılıdır.
Kadınların açılmalarının zararlı olduğunu uzun yazmamız, vatandaşlarımızın dünya ve ahıret sıkıntılarına düşmelerini istemediğimiz içindir. Onlara olan iyilik ve hizmet duygumuzdan ileri gelmekdedir.
Yoksa, açık gezen kadınları ve erkekleri ve sosyete hanımlarını, aşağı, kötü, kendisini ise namuslu, iyi bilmek, Müslümanlık değildir. Her Müslümanın, açık gezenleri, içki içenleri, sosyete hayatı yaşıyanları görünce, onlara acımaları, imkan bulursa, tatlı sözle ve kitaba, kanuna uygun yazı ile nasihat vermeleri, hiç olmazsa, zararlı yoldan kurtulmaları için düa etmeleri lazımdır. Günah işliyeni görünce, kendi günahlarımızı hatırlamalıyız! Kusurlarımız, günahlarımız afv edilmezse, başımıza gelecek azabları düşünmeliyiz.
Başkalarını ayblamak, kötülemek, gıybet etmek haramdır. Onların günahlarından daha büyük günah işlemiş oluruz. Allahü teâlâ sabr edenleri ve iyilik edenleri sever. İnsanlara hizmet edenleri, nasihat verenleri, tatlı dilli, güler yüzlü olanları, iyi iş yapanlara yardım edenleri sever. Kendini beğenenleri sevmez. Allahü teâlânın sevdiği güzel işleri yapmalıyız! Güzel huylu olmalıyız. Sert davranmak, can yakmak, devletin vazifesidir.
Müslüman dili ile, eli ile kimseyi incitmez. Başkasını incitmek günahdır ve fitne çıkmasına sebeb olur. Fitne çıkmasına sebeb olmak ise, ayrıca daha büyük günah olur. Müslüman, günah işlemez. Hükümete, kanunlara karşı gelmez. Suç işlemez. Herkesin sevgisini, saygısını kazanan şerefli bir insandır.
Kadın- erkek mukayesesi
Kadın erkekten akıllı mıdır? Erkek mi kadın mı üstündür? gibi tartışmalar günümüzde çok yapılmaktadır. Bu yanlış ve yersiz bir tartışmalardır.
Mühendis mi akıllı, avukat mı akıllı demek gibi bir şeydir. Avukattan akıllı mühendis, mühendisten akıllı avukat olur. Erkekten akıllı kadın çoktur. Cinsleri, vasıfları farklı olanlar arasında mukayese olmaz. Mesela elma armuttan veya armut elmadan iyidir denmez. Çünkü cinsleri farklıdır. Onun için elma ile armut toplanmaz denir.
Yüz kiloluk pehlivan ile elli kiloluk pehlivanı birbiriyle güreştirmiyorlar. Her pehlivan, kilosundaki pehlivanlarla güreşiyor. Ağır sıkletteki bir pehlivan, rakiplerine yenilse, fakat elli kilodaki bütün pehlivanları yense madalya alamaz. Aynı cinsler arasında bile ba'zı vasıflar aranıyor.
Çalışan kadınların maaşını öğrenmek üzere, Amerika'dan iki kişi gelse, birisi, bakanlık yapan bir kadının maaşını öğrense, öteki de yeni işe giren ilkokul mezunu bir kadının maaşını öğrense, verecekleri rapor elbette birbirinden çok farklı olur. İşçi kadının maaşı ile, bakan olan kadının maaşı mukayese edilmez.
Kadınla erkek mukayese edilerek, "Kadın doğum yapıyor, erkek yapmıyor, böyle eşitlik olmaz" denemez. Allahü teâlâ, kadını, erkeği ayrı işler için yaratmıştır. Fiziki yapısı birbirine benzemez. Birbirine benzemiyen iki şey, birbiri ile mukayese edilmez. Bir erkek kalkıp da, "Madem kadın-erkek eşitliği vardır, ne diye kadınlar da bizim gibi yerin altında, kömür ocaklarında, maden ocaklarında çalışmıyor?" dememelidir. Çünkü kadının bünyesi buna müsait değildir. Ba'zı ülkelerde, kadın böyle zor işlerde çalıştırılıyorsa da, bu bir hak değil, kadına zulümdür. Herkese, bünyesine uygun iş verilmelidir!
Cenab-ı Hak, kadını da, erkeği de her işe elverişli olarak yaratmamıştır. Kadının boksör, güreşçi olmaması onun değerini düşürmez. Limonun ekşi olması limon için bir eksiklik değildir. Çünkü limon ekşiliği için alınır. Cenab-ı Hak da kadını ağır işler yapmaya elverişli olarak yaratmamıştır.
Kadın ile erkek iki ayrı cinstir. Elma ile armut mukayese edilmediği gibi, bunların da birbirine üstünlüğü söz konusu olmaz. Ancak vasıfları eşit olan iki şey arasında kıyaslama yapılır. Vasıfları farklı olan şeyler arasında kıyaslama olmaz. Mesela vapur, uçak ve otobüs binek vasıtası olduğu halde, birinin diğerine üstünlüğü söylenemez. Uçak, denizde yüzemediği için vapurdan aşağı sayılmaz. Vapur, karada gitmediği için bisikletten aşağı olduğu söylenemez. Vapur başka bir vapurla, uçak başka bir uçakla mukayese edilebilir. İkisi de kara vasıtası olduğu halde, bir tankla bir taksi mukayese edilemez.
Tank taksi kadar hızlı gitmediği için aşağı kabul edilemez. Herbirinin vazifesi ayrıdır.
Boksta iki kadın, ancak bir erkek kadar dövüşebilir" dense, bu, kadına hakaret olmaz. Cenab-ı Hak, kadını akıl ve beden yönünden erkeğe göre farklı yaratmıştır. Akıllı kadın yarattığı gibi, deli erkek de yaratmıştır. Kadınların da, erkeklerin de akılları aynı değildir. Biri kalkıp da, (Ya Rabbi insanların aklını niçin eşit yaratmadın?) diyemez. Yaratıcı sorguya çekilemez.
Bu bakımdan kadınla erkek, birçok bakımdan mukayese edilemez, ikisi arasında her bakımdan bir eşitlik sözkonusu olamaz. İki erkek arasında her yönden eşitlik olmadığı gibi, iki kadın arasında da farklılıklar vardır.
Kadınla erkeğin eşit olmasında direnen ilericiler, Allahü teâlânın yapdığı anatomik ve fizyolojik eşitsizliği de düzeltseler ya! Bir horoz, sekiz-on tavuğu idare eder. Fakat bir tavuk sürüsü içinde iki horoz bir arada bulunamaz. Hayvanatın hemen hepsinde de böyledir. Koyun yetişdirmekle geçinen insanlar, sürünün içinde birkaç koç bulundurarak, fazlasını keser veya satarlar.
Kadın ile erkek arasında her bakımdan eşitlik yokdur. Kadın, yalnız erkeği kendine çekecek kuvveti ile te’sir edebilir. Birçok işlerde, hep erkekden aşağıdadır. Dünyanın her yerinde, kadın süslenmek ister. Ne kadar muhterem olsalar, kıymetli bir eşya gibi, başkalarına aid olmak durumundadırlar.
Güzel görünmek arzusunu hiçbir şeye feda edemeyen kadınlar, kendilerini erkeklerin ve erkekler arasında da seçilmiş olanların mükafatı gibi görürler. Ba’zı memleketlerde kadınlara verilen haklar, ya’ni erkeklerle müsavi tutulmaları, yaratılışdaki noksanlıklarını gideremez.
Erkeğin beyni, kadın beyninden büyük ve daha ağır olduğu halde, köylerde kadınlar erkek gibi ve onlardan daha çok çalışırlar. Fakat bu çalışmaları, onları hakim ve amir yapamamışdır. Kur’an-ı kerimde, erkeklerin kadınlardan üstün olduğu bildirilmişdir. Allahü teâlâ, erkekleri kadınlardan kuvvetli ve hakim yaratmışdır.
Dünyaya gelecek çocuğun anası ve babası daha ziyade oğlan olmasını isterler. Bu da, erkeğin hayatda bir dayanak, bir kuvvet ve kadının bir noksanlık olduğunu göstermekdedir. Kadının, ne yaparsa yapsın, bir senede ancak bir çocuğu olur. Erkeğin buradaki fe’aliyyeti hududsuzdur. Bir erkek, bir sene içinde kadınlarının sayısında çocuk babası olabilir. Bu çocukların babası ve anaları da bellidir. Çocuk yetiştirme bakımından bir erkek, adeta yüzlerce kadına bedeldir.
Kadın ne kadar güzel olsa, yine erkeğe karşı matlub mevki’inde görünmekden vaz geçmez. Hayası azalmış olanlar, kadınlığı ticaret malı haline getirir. Demek ki, kadın erkekden daha çekingendir. Bu çekingenlik, şehvetlerinin azlığından değil, hislerini gizlemeğe erkeklerden fazla muktedir olmalarındandır. Kadınlarda şehvet daha fazla olduğu gibi, hayaları da erkeklerden daha fazladır. Hayası azalan kadın bile, genelevde oturur. Onun ayağına kadar gelen, üstelik para da veren erkekdir. Dünyanın hiçbir yerinde, müşterileri kadın olan, sermayeleri erkek olan bir genelev yokdur.
Allah indinde üstünlük
Dinimizde üstünlük, Allah indindeki kıymete göredir. Müslüman fakir bir zenci, Müslüman olmıyan bir imparatordan o kadar çok üstündür ki, mukayese bile kabul etmez.
Dinimizin, zenginlerin ve kadınların çoğunun Cehenneme gideceğini bildirmesi, zengine ve kadına hakaret değildir. Zenginlerin ekserisi, parasını faydalı işlerde kullanmadığı, zararlı işlerde kullandığı, israf ettiği için, onları ikaz etmek maksadı ile, (şunları yapmazsanız, Cehenneme gidersiniz) buyurulmuştur. Keza kadınlar da, erkeklere nisbetle daha fazla te'sir altında kalarak daha fazla günah işlediği için, (günah işlemeyin, Cehenneme gidersiniz) diye ikaz ediliyor. İyi kadınları ve servetini iyi yolda harcıyanları da cenab-ı Hak övüyor. Malı hayırlı şey olarak bildiriyor, saliha kadınları da övüyor. Kafir erkeklerin Cehenneme gideceğini bildirirken, Müslüman kadınların Cennete gideceğini haber veriyor.
Şu halde, İslamiyet kadına fazla değer vermiyor demek, din düşmanlığından başka şey değildir. Allaha isyan eden kadın veya erkeğin Cehenneme gitmesi normal değil midir? Devleti yıkmaya çalışan anarşist kadınlar hapse atıldığı için, devlete, kadın düşmanı denebilir mi?
Dinimiz kadına çok değer vermiş, erkeğe de çok mes'uliyet yüklemiştir. Kadın, ev içinde ve ev dışında çalışmaya para kazanmaya mecbur değildir. Evli ise kocası, evli değilse babası, kadına lazım olan şeyi getirmeye mecburdur. Kimsesi olmayan kadına devletin yardım sandığı bakar.
Boşanma
Müslüman bulunduğu ülkenin kanunlarına uyar, suç işlemez. Çünkü, suç işleyerek cezaya sebep olmak günahtır. Bunun için evlenme ve boşanma işlerinde mevcut kanunlara aykırı hareket edilmemelidir. Resmi işlemler tamamlandan dini nikah yapılmamalıdır. Boşanmada da, hem dine hem de kanuna aykırı hareket edilmemelidir. Dinimize göre boşanma şöyle olmaktadır:
Boşamak için kullanılan kelimeleri erkeğin hanımına karşı söylemesi ile talak yani boşama hasıl olur.
Boşamak için kullanılan sözler iki çeşittir: Açık sözler ve kinayeli sözler.
"Sen benden boş ol", "Seni boşadım", gibi sözler açık sözdür. Bu sözler, şaka olarak veya şaşırarak da söylenince, anlamını bilmese bile, boşamış olur.
"Seni bıraktım, seni terk ettim" kelimeleri, çok kullanıldığı için açık söz kabul edilir
Evlilikte üç bağ vardır. Yani, boşama sözü üç defa takrarlanırsa, "seni boşadım, boşadım, boşadım" derse, veya "seni üç defa boşadım" derse üç bağı birden koparmış, geri dönüşü olmayacak şekilde boşamış olur. Bu sözlerden herhangi biri bir defa söylendiğinde, pişman olunmuş ise, (Önceki nikaha döndüm) demesi yetişir. Yahut, önceki nikaha dönmek niyeti ile öpmesi veya şehvetle elinden tutması da yetişir. Nikah tazelenmiş olur.
"Babanın evine git!", "Defol git", "Cehenneme git", "Senin kocan değilim artık", gibi, başka anlamlarda da kullanılan sözler kinayeli, kapalı sözlerdir. Bu sözler, boşamak niyeti ile söyleyince boşamış olur. Buna bain talak, yani iddet müddeti içinde geri dönüşü olmayan boşama denir.
Bu şekilde boşamada, iddet müddeti geçip yeniden nikah yapılmadıkça bir araya gelinemez..
Kayın pederine"Ben senin kızını istemem, kime ister ise varsın" demek ve hanımı gezmek için izin istediğinde, "Ben seni ip ile bağlamadım git" "İstediğin yere gidersin. Bana hanım olmazsın" veya "Artık ben seni istemem. "Seni boşamak istiyorum" gibi şeyler söylese, boşamak niyet etmedikce, boşamış olmaz.
"Şart olsun", "Dilediğini yap" sözleri, boşamak anlamında kullanılan yerlerde, hanımına böyle söyleyince, niyet etmese bile, bir bain talak olur
Hanımına, anam, kızım, kardeşim demekle boşama olmaz. Fakat şimden sonra kardeşim ol derse, boşama olur.
Kinayeli sözle boşamada, bain talak iddetinde, hanımının odasına giremez. Kadın süslenemez. İddet sonunda yeniden nikah gerekir.
Boşamada, sayı bildirilmezse bir boşama olur. Üç veya fazla sayı söylerse, üç talak ile boşamış olur. "Bedenimdeki kıllar adedince" veya "Denizdeki balıklar adedince" yahut "Gökdeki yıldızlar kadar" veya "üçten dokuza" deyince, yine üç boşama olur.
Hanımını boşayan erkeğin akıllı ve uyanık olması gerekir. Serhoşun, hastanın ve tehdit edilen kimsenin sözü ile veya mektubu ile boşama geçerli olur. Mektup kadının eline vardığı anda, boş olur.
Delinin, bunağın, baygının, uyuyanın ve hastalıkla ve kızarak dalgın olanın söylemesi ile boşama olmaz. Kızarak dalgın olmak, söylediğini bilmemek demektir. Bu da iki türlü olur: Manasını bilmeden, kastetmeden söyleyince,boşama olmaz. Manasını bilerek ve istiyerek söyleyip, sonra söylediğini bilmemek, hatırlamamaktır. Bu sözünü iki şahit işitip, (Evet sen böyle söyledin) derlerse, boşama olur.
Bir odada veya tenha bir yerde hiç beraber kalınmamış ise, bir kere boşayınca, kadın iddet beklemeden başkası ile evlenebilir.
Hanımına başka başka üç zamanda birer kere boşarsa veya "Üç kerre boşadım" derse, geri dönüşü olmayacak şekilde nikah bozulmuş olur.
İddet, boşanmadan sonra, kadının yeniden evlenmesi haram olan zamandır.İlk temizlik başından, üçüncü hayzın sonuna kadar olan zamandır. Hayz görmüyorsa, bu müddet, talak için üç ay, ölüm için dört ay on gündür.
Hanıma karşı iyi huylu, güler yüzlü olmalı. Onun yanlış hareketlerine, akla uymıyan sözlerine ve işlerine sabr etmelidir. Onunla tatlı konuşmalı. Onun seviyyesine ve aklına uymalıdır. Onunla şakalaşmalı, oynamalıdır. Yimede, giyinmede, gücü yettiği kadar eli açık olmalıdır.
Müslümanlıkta, kadınların bilmesi farz olan şeyleri, muhakkak öğretmelidir.
Hanımının giyinmesinde, evden dışarı çıkmasında, çok sıkı davranmamalı ve başı boş da bırakmamalıdır. Kendini ve hanımını şüpheye, iftiraya düşürecek hallerden sakınmaya çok önem vermelidir.
Hanımını, yabancı erkeklerin bulunduğu yerlere göndermemelidir.
Ev işleri ile vakit geçirmesi, onun zevki olmalıdır. Ona sert davranmamalıdır. Şaka olarak da, kızgın olunca da, hiçbir zeman boşamak, ayrılmak lafını ağza almamalı, bir defa daha evlenmek lafı etmemelidir.
Mubah ettiği halde, Allahü teâlânın sevmediği bir şeydir, boşanmak...
Bir ailenin yıkılması sebep olmak büyük vebal getirir. Zaruri bir durum
olmadığı müddetçe boşanmaya tevessül etmemelidir.
Hadsi-i şeriflerde buyuruldu ki:
( Evlenin, boşanmayın. Zira talaktan,boşanmadan Arş-ı Ala titrer. )
( Üç şeyin şakası da, ciddisi de sahihdir. Nikah, talak, talaktan dönmek.)
(Allahü teâlânın hiç sevmediği helal şey talaktır )
( Not:Tam İlmihal Sedate-i Ebediyye kitabında bu konuda geniş bilgi vardır. Detaylı bilgi için bu kitaba müracaat edilmesini tavsiye ederiz.)
Boşanmaya yol açacak hallerden şiddetle kaçınmalıdır. Hanıma karşı iyi huylu, güler yüzlü olmalı. Onun yanlış hareketlerine, akla uymıyan sözlerine ve işlerine sabr etmelidir. Onunla tatlı konuşmalı. Onun seviyyesine ve aklına uymalıdır. Onunla şakalaşmalı, oynamalıdır.
Yimede, giyinmede, gücü yetdiği kadar eli açık olmalıdır. Dinde, Müslümanlıkda, kadınların bilmesi farz olan şeyleri, elbette öğretmeli, dine uyan, doğru din adamlarının yazmış olduğu ilmihal kitabı alıp, okutmalıdır.
Çok hanımsi olan, aralarında adalet, eşitlik yapmalıdır. Bunların hepsi sünnetdir. Zevcenin giyinmesinde, evden dışarı çıkmasında, çok sıkı davranmamalı ve başı boş da bırakmamalıdır. Kendini ve hanımsini şübheye, iftiraya düşürecek hallerden sakınmağa çok önem vermelidir.
Hanımıi, yabancı erkeklerin bulunduğu yerlere göndermemeli, yabancıları görmesine mani’ olmalıdır. Ev işleri ile vakt geçirmesi, onun zevkı olmalıdır. Ona sert davranmamalıdır. Şaka olarak da, kızgın olunca da, hiçbir zaman boşamak, ayrılmak lafını ağza almamalı, bir def’a daha evlenmek lafı etmemelidir.