~ h i d @ y e t ~ ~ h i d @ y e t ~
" Müslüman müslümanın kardeşidir. "
~ h i d @ y e t ~
SSSSSS  AramaArama  KayıtKayıt  ProfilProfil  Üye ListesiÜye Listesi  Kullanıcı GruplarıKullanıcı Grupları  Özel mesajlarınızı kontrol etmek için giriş yapınÖzel mesajlarınızı kontrol etmek için giriş yapın  GirişGiriş 

GÖNLÜMÜN GÜLÜ MUHAMMED(S.A.V.)
Sayfaya git 1, 2  Sonraki
 
Başlığa cevap gönder    ~ h i d @ y e t ~ Forum Ana Sayfa -> HADÎS-İ ŞERİF ve SÜNNET
Önceki başlık :: Sonraki başlık  
Yazar Mesaj
M.Talha
Kardeşimiz
Kardeşimiz


Kayıt: 08 Hzr 2006
Mesajlar: 124
Konum: ANKARA

MesajTarih: Sal Hzr 13, 2006 7:23 am    Mesaj konusu: GÖNLÜMÜN GÜLÜ MUHAMMED(S.A.V.) Alıntıyla Cevap Gönder

gönlümün gülü MUHAMMED (S.A.V)

İnsanlığın iftihar tablosunun doğumu, topyekûn insanlığın da yeniden doğumu sayılır. O'nun dünyayı şereflendireceği güne kadar akın karadan, gecenin gündüzden, gülün de dikenden farkı yoktu; dünya âdetâ umumî bir mâtemhâne, varlık da tıpkı bir kaostu.. O'nun eşyanın yüzüne çaldığı nur sayesinde, zulmet ziyâdan ayrıldı, geceler gündüze kalboldu; kâinat kelime kelime; cümle cümle, fasıl fasıl okunur bir kitap haline geldi.. ve her şey âdetâ yeniden dirildi ve gerçek değerini buldu.

Evet, O'nun yeryüzünü şereflendirmesi; kâinat çapında bir vak'a ve yer-gök adına en büyük bir hâdise olduğu gibi, aynı zamanda insanlığın da yeniden dirilişi sayılır. O, elindeki, cihanları aydınlatan, o nûrefşân mesajıyla, dünyayı yeniden göklere göre tanzim edeceği, varlığın perde arkası hakikatlarına tercüman olacağı, eşya ve hâdiselere yeni tefsir ve yeni yorumlar getireceği güne kadar varlık bütünüyle manâsız, ruhsuz, birbirinden kopuk ve birbirine yabancı gibiydi; cansızlar âdetâ, abesler resm-i geçidinde birer figür, canlılar "natürel seleksiyon"un dişleri arasında ve her gün başka bir ölüm ağında.. bu kara yalnızlıkta insanlar ise, her an başka bir ayrılıkla inleyen birer yetim, birer mazlum, birer mağdur vaziyetindeydi.

O'nun neşrettiği nûr sayesinde birden bire karanlıkların büyüsü bozuldu, şeytanlar bozguna uğradı ve dalâletler gidip gayyâyı boyladı.. eşyanın mahiyeti değişti; tahripler tamire dönüştü, inkırâzlar da onarım hazırlığı şekline girdi.. dünya üzerindeki konup-göçmeler, gelip-gitmeler birer resm-i geçit halini aldı; doğumlar birer toy-düğün, ölümler de birer "şeb-i arûs" oldu.

ZAMAN GAZETESİ

RABB'İM KENDİNE HAYIRLI KUL SEVGİLİSİNE HAYIRLI ÜMMET OLMAYI BÜTÜN MÜSLÜMAN KARDEŞLERİME NASİP ETSİN.AMİN.

_________________
Bir Mum Diğer Mumları Tutuşturmakla Işığından Hiç Bir Şey Kaybetmez.
Başa dön
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder MSN Messenger
Yazar Mesaj
M.Talha
Kardeşimiz
Kardeşimiz


Kayıt: 08 Hzr 2006
Mesajlar: 124
Konum: ANKARA

MesajTarih: Sal Hzr 13, 2006 7:34 am    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Gönder

SEN DOĞDUN YA RESULULLAH
Lokman Hamitoğlu




“Ve ma erselnake illa rahmeten lil alemin”

Seni anlayabilmek,
Seni anlatabilmek, Seni yaşayabilmek,
Seni canından çok sevebilmek,
Anam babam Sana feda olsun diyebilmek,
Canımı yoluna serebilmek,
Getirdiklerini benimsemek,
Ayaklarının altına aldıklarını terk edebilmek,
Seni yazabilmek,
Yürekler güç yetirdiğince,
Kalemler yazabildiğince,
Denizler mürekkep olup yettiğince,
Senden kat reler yazabilmek,
Yoksa Seni yazabilmek MÜMKÜN MÜ?
Mümkün değil YA RESULULLAH !..


Sen doğmadan kararmıştı dünya !
Huzur şahdamarından kesilmiş,
Mutluluk kayıp adreslere gizlenmiş,
İnsanlar, insanlıktan vazgeçmişti...
Emniyet denen olay yok olmuştu.
Güven ve itimat öldürülmüştü.
Asayiş keenlemyekün...
Kızlar diri diri toprağa gömülüyor.
Analıklar miras diye alınıyor.
İnsanlar putlara tapıyor.
Kendi yaptıkları taştan putlara tapıyorlar...
Güçlü zayıfı eziyor, Hak, hak sahibine değil,
Güçlü olana veriliyor...
İnsanlar, İnsanlar vahşete birbirleriyle yarışıyor !..

Beni Sa’d b.Bekir Kabilesinden,
Halime binti Ebi Züeyb Seni alıyor,
Sana süt annelik yapacak,
Halime korkuyor,
Beni Sa’d yurdu kıtlık kıran,
Beni Sa’d yurdu perişan,
Korkma ya Halime !
Korkma ya Halime !
Ya Resulullah, beni Sa’d yurduna geliyorsun,
Beni Sa’d Seni Selamlıyor
Ben Sa’d yeşilleniyor,
Koyunların karnı doyuyor,
Koyunların memeleri süt doluyor,
Halime’ nin evi bereketleniyor !
Beni Sa’d bereketleniyor !
Dünya bereketleniyor !..


Hazreti Cebrail (a.s.) Beni Sa’d’ a geliyor,
Ya Resulullah, Sen çocuklarla oynuyorsun
Cebrail (a.s.) Seni çocukların içinden alıyor,
Usulca, İncitmeden yere uzatıyor,
Ya Resulullah, Sende ses yok,
Bedenin Cebrail’ e teslim,
Cebrail göğsünü yarıyor,
Kalbini dışarı çıkarıyor,
Şeytanın, Sen de olan nasibini alıyor,
Kalbini altın bir tasa koyup,
Zemzem suyuyla yıkıyor,
Ve kalbini yerine koyuyor...
Çocuklar Halime ye koşmuş,
Halime bin bir telaşla Sana koşuyor,
Çocuklarından ayırmadığı, çocuk güzeline,
Yaratılmışların en özeline koşuyor,
Kucağına alıyor,
Sarılıyor,
Öpüyor,
Kokluyor...

_________________
Bir Mum Diğer Mumları Tutuşturmakla Işığından Hiç Bir Şey Kaybetmez.
Başa dön
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder MSN Messenger
Yazar Mesaj
M.Talha
Kardeşimiz
Kardeşimiz


Kayıt: 08 Hzr 2006
Mesajlar: 124
Konum: ANKARA

MesajTarih: Prş Hzr 15, 2006 5:45 am    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Gönder

E F E N D İ M ! ...

Mehmet Sertpolat

Kaç vakittir sana hasret çeker özlerim.
Her uykuda rüya diye seni gözlerim.
Himmet eyle ben günahkâra tökezlerim.
Sevgim sonsuz, lakin kifayetsiz sözlerim.

Yıllar var ki, dilimde hep senadır adın.
Seni Allah övmüş, bana şereftir yâdın!
Hangi âşık duyuramaz sana feryadın?
Her salât - selamla alevlenir közlerim!

Sen ki yıldızlara güneş,Hakk’a habipsin!
Kalpleri yeniden Rab’ be açan tabipsin!
Ben cemalinden mahrum Üveys,sen sahipsin
Gül yüzün göster,nârınla yanar özlerim!

Teşrifinle müşerref eyle şu garibi!
Her açan gülde seni gören muzdaribi.
Ey ümmetinin eşsiz şefaat sahibi!
Gel sevindir,bak Yakub’a döndü gözlerim!

mehmet sertpolat kimse tanımıyorum ama ALLAH kendisinden razı olsun ne biçim bi aşk bu ben bi türlü anlayamadım yada benim sevgimmi yalan bilemiyorum RABB'İM O (S.A.V.)SEVGİLİNİN ŞEFAATİNDEN BİZLERİDE NASİPLENDİR AMİN.

_________________
Bir Mum Diğer Mumları Tutuşturmakla Işığından Hiç Bir Şey Kaybetmez.
Başa dön
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder MSN Messenger
Yazar Mesaj
M.Talha
Kardeşimiz
Kardeşimiz


Kayıt: 08 Hzr 2006
Mesajlar: 124
Konum: ANKARA

MesajTarih: Cum Hzr 16, 2006 6:24 am    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Gönder

Meani'l-Ahbar adlı eserde Ebu Hâle Temimî'den, o da İmam
Hasan b. Ali'den (ikisine de selâm olsun), diğer bir kanalda da İmam
Rıza'dan, o da atalarından, onlar Ali b. Hüseyin'den, o Hasan
b. Aliden (hepsine selâm olsun), başka bir rivayet kanalında da
Ebu Hâle-nin çocuklarından birinden, o da Hasan b. Ali'den (her ikisine
selâm olsun) rivayet eder ki:

"Dayım Hind b. Ebu Hâle Peygamber efendimizi (s.a.a) iyi vasfeden
biriydi. Ben de Peygamberin (s.a.a) vasıflarını özümseyip
kalben bağlanırım diye onun bana Peygamberi anlatmasını çok
isterdim. Bu yüzden Peygamberin (s.a.a) nasıl biri olduğunu ona
sordum. Dedi ki:

"Resulullah (s.a.a) iri ve heybetli birisiydi. Yüzü on dördündeki
ay gibi parlardı. Orta boylu birinden daha uzun, ince uzun boylu birinden
daha kısaydı. Başı büyükçeydi. Saçları ne kıvırcık, ne de
düzdü, hafif dalgalıydı. Saçlarını salıverdiği zaman ortadan ayırırdı.

Topladığı zaman da kulak memesini geçmezdi. Parlak ve berrak
renkliydi. Alnı genişti. Kaşları ince, uzun ve genişti, bitişik değildi.
İki kaşının arasında sinirlendiğinde belirginleşen bir damar vardı.
Bu damar öyle bir parlaktı ki, dikkat etmeyenler onu burnunun
devamı sanırlardı. Sakalları gürdü. Yanakları düz ve az etliydi. Ağzı
nispeten büyük ve genelde dudakları hafifçe açıktı. Dişleri beyaz
ve seyrekti. Göğsünün ortasından karna uzanan kılları inceydi.
Boynu ceylan boynu gibi güzel, gümüş gibi parlaktı.

Dengeli bir vücut yapısı vardı. Cüsseli ve sağlam yapılıydı. Karnı
ve göğsü dümdüzdü. İki omzunun arası genişti. Eklemleri iriydi.
Geniş göğüslüydü. Vücudu oldukça güzel ve uyumluydu. Boyun
çukurundan göbeğine kıldan bir çizgi uzanıyordu. Bunun dışında
memeleri ve karnı kılsızdı. Kolları, omuzları ve göğsünün üst kısmı
daha kıllıydı. Bilekleri uzundu. El ayası genişti. Elleri ve ayakları iriydi.

Dört bir yanı düzgündü. Kemikleri düz ve çıkıntısızdı. Ayaklarının
altı çukurdu (düz taban değildi). Ayakları genişti, suya bassa
altından su kaynıyor gibi olurdu. Yere bastığında tam basardı. Ayağını
kaldırdığında tam kaldırarak yere sürtmezdi. Adımlarını
denk atardı. Teenni ve vakarla yürürdü. Çabuk yol alırdı. Yürüdüğü
zaman yokuş aşağı iniyormuş gibi yürürdü. Bir tarafa baktığında
bütün vücuduyla o tarafa dönerdi. Bakışlarını yere indirirdi. Göğe
baktığından çok yere bakardı. Bakışlarının çoğu anlıktı. Karşılaştığı
kimseye ilk selâm veren o olurdu."

_________________
Bir Mum Diğer Mumları Tutuşturmakla Işığından Hiç Bir Şey Kaybetmez.
Başa dön
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder MSN Messenger
Yazar Mesaj
M.Talha
Kardeşimiz
Kardeşimiz


Kayıt: 08 Hzr 2006
Mesajlar: 124
Konum: ANKARA

MesajTarih: Cum Hzr 16, 2006 6:25 am    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Gönder

Ne uzun ne kısa kararında boy

Soyu İbrahim’den ne asil bir soy

Saçları hoş siyah dalgalı bir koy

Kemâlini giydir beni benden soy

Âlemlere rahmet yüzünü göster

Bu kul varlığından soyunmak ister



Güneş pervânesi o güzel yüzün

Nurundan ışığı vardır gündüzün

Solmaz bir gül rengin ne kış ne güzün

Tecelli ediyor yüzünde özün

Hasretim, yanarım, yüzünü göster

Kölen bu devletle avunmak ister



Simsiyah gözlerin âhû misâli

Dâim Hakk’a bakar her an visâlin

Beyazı ölçüsü gözde kemâlin

Kaşların sûreti gökde hilâlin,

Râzıyım rûyada yüzünü göster

Âşık maşukuna can sunmak ister



Bir tutam sakalın birkaçı beyaz

Mübarek vücudun serin kış ve yaz

Cânımı yoluna kurban etsem az

Dostlar defterine köleni de yaz

Açıver kapını yüzünü göster

Gönül hasretinden yakınmak ister



Duyular mükemmel, dişleri inci

Kokusuna tutkun, yaşlısı genci

Yürürken koşmadan olur birinci

Kapına gelmiş bir garip dilenci

Açıver ne olur yüzünü göster

Garip ayağına kapanmak ister



Yukarıdan aşağı heybetle iniş

Yürüyüşünde var hep bu görünüş

Âdetin baktığın tarafa dönüş

Bize nasip olsun hayırlı bir düş

Kerem et ne olur yüzünü göster

Kim böyle bir düşten uyanmak ister



Seni ilk görenler korku çekermiş

Sonra ülfet eder hemen severmiş

Benzerini asla görmedim dermiş

Erenler yolunda giderek ermiş

Benzeri bulunmaz yüzünü göster

Gönüller nurunla yıkanmak ister



Zâtının nûrundan vermiş sana can

Hilkate ruhunla başlamış Rahman

Yûsuf’ta yok sende olan hüsnü an

Ahlâkındır Senin, mûcize Kur’an,

Alemlere Rahmet, cemâlin göster

Kölen rahmetine sığınmak ister



Ümmetin üstüne titreyen sensin

Müjdeci, uyaran, gel diyen sensin

Kulunu Allah’a sevdiren sensin

Gecemi gündüze çeviren sensin

Ey Hakk’ın şâhidi yüzünü göster

Kul şehâdetinle tanınmak ister



Hakk’ın halilisin, habibi sensin

Gönüllerin eşsiz tabibi sensin

En güzel hutbenin hâtibi sensin

Ümmetin en büyük nasibi sensin

Aşkımın Leylası yüzünü göster

Gönül seni gözden sakınmak ister



En güzel, en üstün ahlak senindir

Cömertlikte kemâl el-hâk senindir

Şefaatte en son durak senindir

Miraç senin, Refref, Burak senindir

Sen gördün, bize de cemâlin göster

Pervâne şem’ine hep yanmak ister

ŞEMÂİL



HAYREDDİN KARAMAN

_________________
Bir Mum Diğer Mumları Tutuşturmakla Işığından Hiç Bir Şey Kaybetmez.
Başa dön
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder MSN Messenger
Yazar Mesaj
M.Talha
Kardeşimiz
Kardeşimiz


Kayıt: 08 Hzr 2006
Mesajlar: 124
Konum: ANKARA

MesajTarih: Cum Hzr 16, 2006 6:26 am    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Gönder

Hz.Ali'nin(r.anh) beyanına göre Peygamber efendimiz(s.a.v.)


* Uzuna yakın orta boylu, iri kemikli, iri yapılı, güçlü kuvvetli ve yakışıklı bir insandı.
* Cildi yumuşak, teni kırmızıya çalan beyazdı.
* Kirpikleri siyah ve uzundu.
* Gözleri kara ve büyükçe idi.
* İki kaşının arası açık, fakat kaşları birbirine yakındı.
* Saçları ne dümdüz ne de kıvırcıktı.
* Sakalı sık ve bir tutamdı.
* Büyük başlı ve hilâl kaşlıydı.
* Alnı yüksek, burnu çekme, boynu uzun, göğsü genişti.
* Karnı ile göğsü bir idi, şişman değildi. Zayıf da değildi, sıkı etliydi.
* Ayaklarının altı çukur idi; düz taban değildi.
* Gözleri uzağı görür, kulakları uzaktan ses alırdı.
* Ağızları genişçe idi.
* Dişleri sıktı.
* Yüzünün bütün çizgileri görünürdü.
* Omuzları etli, omuz kemikleri enliydi.


***

Ebu Hureyre (r.a.) Peygamberimiz Efendimiz (s.a.v.)'i tanıtırken şu vasıflarla vasfetmişti:
* Peygamberimiz Efendimiz, orta boylu idi, fakat uzuna daha yakındı.
* Beyaz tenli idi.
* Sakal kılları siyahtı.
* Dişleri çok güzeldi.
* Gözlerinin kirpikleri sık ve uzundu.
* İki omuz arası genişti.
* Yanakları ne şişkin ne de çöküktü.
* Ayağının bütünüyle yere basardı.
* Bütün vücuduyla öne döner ve bütün vücuduyla arkaya dönerdi.
* Ne O'ndan önce ve ne de O'ndan sonra güzellikte O'nun gibisini görmedim.

***

Sahâbe-i Kiram'dan Câbir bin Semure (r.a.) de Efendimiz Aleyhisselât-u Vesselam'ın fiziki halini şu vasıflarla tanıtmıştır. Demiştir ki:
* Ben mehtaplı bir gecede Peygamber Aleyhisselam'ı gördüm. Üzerinde bir cübbe vardı. Rasulüllah'ın nurlu yüzü ile ay'ın yüzünden hangisinin daha güzel olduğunu tesbit etmek maksadıyla önce Allah'ın Rasûlünün yüzüne baktım; daha sonra da ay'ın yüzüne baktım. Vallahi bana göre, Peygamberimiz Efendimizin o mübârek yüzleri Ay'dan çok daha güzeldi.
***
Sahâbe'den Berâ bin Azib (r.a) de Rasûlüllah (s.a.v.) Efendimizi şöyle vasfetmiştir:
* Peygamberimiz Efendimiz (s.a.v.) orta boylu idi.
* İki omuzlarının arası genişçe idi.
* Mübarek başlarından omuzlarına doğru uzanan saçları, kulak yumuşağına kadar inerdi.
* Peygamber Aleyhisselam (s.a.v.) o kadar güzeldi ki, ben ondan daha güzel bir kimse görmedim

_________________
Bir Mum Diğer Mumları Tutuşturmakla Işığından Hiç Bir Şey Kaybetmez.
Başa dön
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder MSN Messenger
Yazar Mesaj
M.Talha
Kardeşimiz
Kardeşimiz


Kayıt: 08 Hzr 2006
Mesajlar: 124
Konum: ANKARA

MesajTarih: Cum Hzr 16, 2006 6:28 am    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Gönder

Peygamberimiz örnek bir aile reisi idi. O, hanımlarına karşı çok nazik bir eş, çocuklarına karşı da şefkatli bir baba idi. Peygamberimiz ev işlerinde hanımlarına yardım eder, evin ihtiyaçlarını çarşı ve pazardan alarak eve kendisi getirirdi. O, ne kadın ne de hizmetçi hiç kimseyi dövmemiş ve incitmemiştir.

Peygamberimizin evi, dünyadaki aile yuvalarının en mutlusu idi. Bu yuvada kavga-gürültü yoktu. Huzur vardı. Peygamberimiz evde daima güler yüzle hareket eder, hanımlara karşı kırıcı söz söylemez, kaba davranışta bulunmazdı. O, müslümanların da aynı davranışta bulunmasını istemiş ve şöyle buyurmuştur:

«Sizin en hayırlınız, kadınlarına karşı iyi davranandır.»

Peygamber Efendimiz, erkeğin, eşinin davranışlarını hoşgörü ile karşılamasını da istemiş ve şu tavsiyede bulunmuştur:

«Bir kimse eşinden nefret etmesin; çünkü hoşuna gitmeyen huyları varsa, buna karşılık hoşlanacağı huyları da vardır.

_________________
Bir Mum Diğer Mumları Tutuşturmakla Işığından Hiç Bir Şey Kaybetmez.
Başa dön
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder MSN Messenger
Yazar Mesaj
M.Talha
Kardeşimiz
Kardeşimiz


Kayıt: 08 Hzr 2006
Mesajlar: 124
Konum: ANKARA

MesajTarih: Cum Hzr 16, 2006 6:30 am    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Gönder

EFENDİMİZ'in (s.a.v.) mübarek isim ve anlamları.

Abdullah
Allah (cc)' ın kulu

Münîr
Nurlandıran, aydınlatan

Âbid
Kulluk eden, ibadet eden

Mürsel
Elçilikle görevlendirilmiş

Âdil
Adaletli

Mürtezâ
Beğenilmiş, seçilmiş

Ahmed
En çok övülmüş, sevilmiş

Muslih
Islah edeci, düzene koyucu

Ahsen
En güzel

Mustafa
Çok arınmış

Alî
Çok yüce

Müstakîm
Doğru yolda olan

Âlim
Bilgin, bilen

Mutî
Hakka itaat eden

Allâme
Çok bilen

Mu'tî
Veren ihsân eden

Âmil
İşleyici, iş ve aksiyon sahibi

Muzaffer
Zafer kazanan, üstün olan

Aziz
Çok yüce, çok şerefli olan

Müşâvir
Kendisine danışılan

Beşir
Müjdeleyici

Nakî
Çok temiz

Burhan
Sağlam delil

Nakîb
Halkın iyisi, kavmin en seçkini

Cebbâr
Kahredici, gâlip

Nâsih
Öğüt veren

Cevâd
Cömert

Nâtık
Konuşan, nutuk veren

Ecved
En iyi, en cömert

Nebî
Peygamber

Ekrem
En şerefli

Neciyullah
Allah' ın sırdaşı

Emin
Doğru ve güvenilir kimse

Necm(i)
Yıldız

Fadlullah
Allah-ü Teâla'nın ihsânı, fazlına ulaşan

Nesîb
Asil, temiz soydan gelen

Fâruk
Hakkı ve bâtılı ayıran

Nezîr
Uyarıcı, korkutucu

Fettâh
Yoldaki engelleri kaldıran

Nimet
İyilik, dirlik ve mutluluk

Gâlip
Hâkim ve üstün olan

Nûr
Aydınlık, parıltı, ışık

_________________
Bir Mum Diğer Mumları Tutuşturmakla Işığından Hiç Bir Şey Kaybetmez.
Başa dön
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder MSN Messenger
Yazar Mesaj
M.Talha
Kardeşimiz
Kardeşimiz


Kayıt: 08 Hzr 2006
Mesajlar: 124
Konum: ANKARA

MesajTarih: Cum Hzr 16, 2006 6:31 am    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Gönder

Resulullah'ın Sünnetini İhya Etme Hakkında



Amr b. Avf ( r.a.)'dan rivayet edildiğine göre Resulullah (a.s.) Bilal b. Harise bir gün şöyle buyurmuştur: " Bil ya Bilal " dedi ki: Ya Resulullah neyi bileyim? Buyurdu ki: Bil ki her kim benden sonra terk edilen bir sünnetimi ihya ederse o sünnetle daha sonra amel edenlerin sevabı gibi sevap alır. Onlardan da bir sevap eksilmediği halde. ( Yani ondan amel edenlerin sevabı eksilmeksizin o adama verilir.) Her kim ki Allah ( c.c. ) ve Resulunun razı olmadığı bir bid'atı delale ( yani sapık bir bid'at) ortaya çıkarırsa ( dinde olmayan kötü bir şey sokarsa ) ona da o bidatle amel edenlerin günahı gibi günah verilir. O sonradan işleyenlerin günahından da bir şey eksilmez. ( Tirmizi, İbn Mace )


İbn-i Abbas ( r.a. )'dan rivayete göre Resulullah ( a.s.) şöyle buyurmuştur: Ümmetimin fesada düştüğü ( bozulduğu ) bir zamanda kim benim bir sünnetime sarılırsa işte ona şehit sevabı vardır. ( Beyhaki, Taberani)

_________________
Bir Mum Diğer Mumları Tutuşturmakla Işığından Hiç Bir Şey Kaybetmez.
Başa dön
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder MSN Messenger
Yazar Mesaj
M.Talha
Kardeşimiz
Kardeşimiz


Kayıt: 08 Hzr 2006
Mesajlar: 124
Konum: ANKARA

MesajTarih: Cum Hzr 16, 2006 6:41 am    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Gönder

Hz.MUHAMMED (S.A.V.) buyurdularki

bana şu dünyada üç şey geldi

Güzel koku
Kocasına bağlı kadın
Gözümün nuru namazdır

_________________
Bir Mum Diğer Mumları Tutuşturmakla Işığından Hiç Bir Şey Kaybetmez.
Başa dön
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder MSN Messenger
Yazar Mesaj
M.Talha
Kardeşimiz
Kardeşimiz


Kayıt: 08 Hzr 2006
Mesajlar: 124
Konum: ANKARA

MesajTarih: Cum Hzr 16, 2006 6:42 am    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Gönder

PEYGAMBERİMİZİN (S.A.V.) SABRI

Pekçok hadise insanın arzu ve isteği dışında gelişir,insan sıkıntıya düşer üzülür,zulme uğrar,başına musibet ve felaketler gelebilir.Ancak başa gelen herşey Allah'tan olduğuna göreilk anda görülmesede neticesi itibariyle o musibette insan için bir fayda gözetilmiştir.

İşte insan karşılaştığı bu hadisede onun içindeki hayırlı neticeyi düşünüp içine sindirmelidirki,tedirgin olmasın.Bunu anlayınca tahammül edip bekler;Allah'a tevekkül eder,kendisini olayların akışına kaptırmaz.İşte bu davranışın adı sabırdır.

Diğer taraftan, bazen olur pekçok nimetten istifade eder,olaylar arzu ettiği şekilde gelişir,birçok nimete sahip olur,yahut kendisinde bulunupta başkasında olmayan bazı nimetleri hatırlar,bir lütuf olarak kendisine verildiğini idrak eder.Böylece ,verilen nimetleri,verenin emri yolunda kullanacağını anlar,şükreder.

İşte olgun insan üzücü olaylar karşısında anında sabır silahını kullanır.Başına başına daha büyük bir musibet gelmediği için Rabbine şükreder.

Peygamberimiz(a.s.) sabır kahramanı olduğu gibi,şükür deryasıdı da.Çünkü en büyük bela ve musibetlerO'nun (a.s.) başına gelmiş;bunula birlikte en büyük nimet ve imkanlarda kendisine verilmiştir.

Bir hadiste ifade buyurduğu gibi,"En çok musibet ve meşakkate uğrayanlar,insanların en hayırlıları ve olgunlarıdır."

Peygamberimiz'de(a.s.) insanların en olgun ve hayırlısı olduğundan imtihan için,Cenab-ı Hak en çetin musibetleri ona vermiştir.

Efendimizin (a.s.)hayatını gözden geçirdiğimizde ,en çok O'nun (a.s.) bela ve musibetlere uğradığını görürüz.Daha dünyaya gelmeden babasını kaybetmiş;altı yaşında annesinin,iki sene sonra dedesinin vefatını görmüştü.Peygamberliğini müteakip düşmanlarına karşı kendisini koruyan amcası Ebu Talib'in ve en çok desteğini gören hanımı Hz Hatice'nin vefatına şahit olmuştı.Hz. Fatıma'dan başka bütün çocukları, ya küçük yaşta veya genç yaşta vefat etmişlerdir.

Bütün bu musibetler Peygamberimizin(a.s.) gözlerini yaşartmış,fakat O'nun ağzından kaderi suçlayıcı biçimde tek bir söz duyulmamış bir feryat işitilmemiştir.Bu felaketler karşısında asla sarsılmamış,yılgınlık duymamış sadece sabretmiştir.

Peygamberliğinde sonra ise , insanları kurtuluşa çağırdığı için kendi kavmi,kabilesi ve yakın akrabaları tarafından ölümle tehdit edilmiş,işkence yapılmış,hakarete naruz kalmış,alaya alınmıştır.Bununla kalınmamış,varlığına tahammül edemeyenler, O'nu(a.s.) öldürmek için plan kurmuşlardır.

Bu kadar eziyetlere sabreden Peygamberimiz(a.s.) sonunda doğup büyüdüğü elli yıl hayatını geçirdiği vatanını terk etme mecburiyetinde kalmıştır.Müşrikler,hicretinede engel olmak için her türlü yola başvurmuşlar; fakat kurdukları bütün tuzaklar sonuçsuz kalmıştır.Aradan fazla zaman geçmedende ordular kurup üzerine yürümüşlerdir.Peygamberimiz(a.s.) müşriklerle yaptığı bu savaşlarda bir hayli zor anlar yaşadı ,hayati tehlikeler atlattı ,Medineyi sasvunmak için hendekler kazdı günlerce aç kaldı, o halde dahi en küçük bir bıkkınlık göstermeden sabır ve metanet gösterdi.Çünki O(a.s.) biliyorduki sabreden zafere erecektir.

İnsan geçici olan musibetlere dayanabilir,fakat peşpeşe,arka arkaya gelen zincirleme felaketlere sabretmesi oldukça güçtür.İşte Peygamberimiz(a.s.) hayatı boyunca her türlü musibete uğradığı halde sabır ve azminden tevekkül ve itimadından hiçbir şey kaybetmemiştir,felaketler arttıkça O'nunda (a.s.) dayanma gücü artmıştır.

Bu sabrı sonunda düşmanlar dize gelmiş,yılmışlar,bazılarıda düşman oldukları islamı kabul ederek,sonunda Peygamber safında yer almışlardır.

Allah'ın selamı O'nun(a.s.) ve yanındakilerin üzerine olsun.

İLİM BAHÇESİ.

_________________
Bir Mum Diğer Mumları Tutuşturmakla Işığından Hiç Bir Şey Kaybetmez.
Başa dön
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder MSN Messenger
Yazar Mesaj
M.Talha
Kardeşimiz
Kardeşimiz


Kayıt: 08 Hzr 2006
Mesajlar: 124
Konum: ANKARA

MesajTarih: Cum Hzr 16, 2006 3:19 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Gönder

Efendim
Varlığımın Sebepler Ötesi sebebi, Gönlümün Sultanı Efendim,

Merhamet dilendiğim kelimelerin gölgesinde içimin yankısını Sana yollamak istiyorum.
Yüreğimde çağlayanlar var, dinmeyen gözyaşlarım var Efendim. Gözyaşı ırmağına bıraktığım hasretlerim var. Ve bir damla gözyaşının sıcaklığında Sana yolluyorum tüm hasretlerimi, aşarak yüreğimin çöl kumlarını. Demet demet yıldızların kutlu rehberlerimdir, kapına yöneldiğim gecenin şu ıssız saatlerinde.
Gönül heybemde gözyaşlarım, geçtiğim yollara serpiyorum sadakam diye. Yürek tezgahında dokuduğum sancılarım var sadağımda, kuşandığım acılar var. İşte geldim kapına Efendim. Dilimde Senden dilendiğim şefaatin var.
Ey Nebi, inan ki Sensiz gündüzlerimiz bile geceye döndü. Alnımızı üfül üfül okşayan rahmet yüklü soluğundan mahrumuz yıllardır. Senin yokluğun, ölü ruhlara can veren nefesinin yokluğu, bizi ağyar ateşinde yaktı. Deden Hazreti İbrahim’e yakılan ateşten daha acımasızdı yandığımız ateşler.
Medet Sultanım! Hicranınla yanan ruhumuza parmaklarından yine boşaltmaz mısın kevserlerini oluk oluk?
Utancımız büyük. Adını bir bayrak gibi dalgalandıramadık gönül semalarında. Giremedik kalplere, adını sunamadık sana muhtaç sinelere.
Büyük utançlara kundaklandık; ama Sen Sultansın Efendim, ne olur himmetini esirgeme boynu bükük, yüreği yaralı ümmetinden. Yaralı yüreğimizi, Hazareti Eyyub’a bahşedilen ab-ı hayat gibi çağlayanlarla yıkayacağın günü bekliyoruz.
Bir gün gözlerimizden perdelerin kalkacağı ümidiyle yaşadık hep. Temessülünle şeref-kudum buyurduğun Ahmet Rufai Hazretlerine imrenir olduk. Biz de, günahkar dudaklarımızı Senin o pak ellerine dokunduracağımız günün hasretiyle bekliyoruz Efendim.
Seni, çiçek çiçek donanmış vefalarla kucaklayan Uhud’un bağrındaydın hani... En has şühedanın vefa kokan cennet mekanlarını ziyaret etmiştin... Ve orda demiştin ya “Kardeşlerime selam olsun!” diye... Ey Nebiler Sultanı Efendim! Bizleri, işaret buyurduğun o garip devirde gelen kardeşlerin sayıp ziyaret etmeyecek misin? Ayağı ve alnı beyaz sekili atların say bizi, aldığımız abdestlerimiz var günde beş vakit.
Ne olur Efendim, Mekke’den Medine’ye hicret eder gibi gel. Sen gel ki, güneşin bizi terk ettiği karanlık gecelerimize dolunaylar doğsun. Yeniden bestelensin “Tale’al-Bedru”lar. Hiç günahı olmayan çocuklarımız seslendirsin yine o yanık nağmeleri. Ellerinde demet demet güllerle bekleyen kadınlarımız, gözyaşı çağlayanlarıyla yıkasın yollarını...
“Ey Sevgili, En sevgili” Efendim! Seni anlayamayan nazarlara keşke, sana perdedar olan bir örümcek kadar vefalı olabilseydik. Anlayabilseydik kıymetini... Seni anlatabilseydik...
Keşke bir güvercin olabilseydik, dünyanın dört bir tarafına nur dağıtan ellerinden uçurduğun. Senin çağları aşan o kutsal çağrılarını taşıyabilseydik çağlardan çağlara ve deniz aşırı diyarlara.
"Ne olur gel Efendim! Çağın yetimleri var Seni bekleyen. Sana kasideler yazan bağrı yanık aşıkların var, ağıt yakanların var. Ağıdı dindirilecek öksüzlerin var.
Ve talihsiz devrin Asiye yüzlü, Meryem iffetli yetimleri var. Gözyaşlarına sünger olacağın sürmeli ceylanların var.
Sakat vicdanlarda çarmıha gerilmek istenen Mesih soluklu yiğitlerini ne olur daha fazla bekletme Efendim.
Ateşe atılmak istenen İbrahim’lerimiz var, Senin gül bitiren yağmurlarını bekliyorlar.
Bıçak altında tevekkülle bekleyen İsmail’lerimiz var; yoluna kurban olmayı bekleyen koç yiğitlerimiz var.
Biliyoruz, aşkına pervane olamadık. Yanlış ateşlerde yandı ruhumuz. Yanlış pazarlara sürüldük. Yalancı şafaklarla kandırıldık yıllar yılı. Sensizliğin girdabında zehrini yudumladık hayatın.
Onca günahlarımıza, bize yakışmayan kusurlarımıza rağmen, Senin büyüklüğün kadar büyüttük umutlarımızı. Dağlar kadar günahlarımız olsa da Sen kadar umutlarımız var. Hani diyorsun ya Efendim, “Benim şefaatim, ümmetimden günah-ı kebair işleyenleredir.” Kim bilir kaç günah kirinin içinde büyüttük bembeyaz umutlarımızı. Tutunduk verdiğin söze. Müjdenin ipekten çehresine sarındık.
Ey Nebi, kendisine yollanan salat-u selamları işiten vefalı dost. Sana yolladığımız salatu selamların sımsıcak gölgesinde beyaz dualarımızın aydınlığıyla yöneldik kapına. Temüssülünle, Sana meftunlarını sevindireceğin zamanı bekliyoruz.
Sireten şekil değiştirecek kadar büyük günahı olanların imdadına, sırf Sana yolladıkları salat-u selamlar hatırına yetişmiştim Efendim. Ve biz ahir zamanın garip insanları bir kere daha temessül edip imdadımıza yetişeceğin günün hasretini cekmekteyiz.
Yetiş imdada ya Resulallah, ne olur imdadımıza yetiş!
Gönül Kâbe’sinde, günahlarımıza rağmen yine de bir yer var Efendim teşrif buyuracağın. Yüreğimizin yanıklığıyla tütsülediğimiz gözyaşı dolu mahzenlerimiz var. Uyku nedir bilmeyen kirpiklerimiz var Seni bekleyen. Ne olur gel, gel ki:
“Kadem bastın gönül tahtına
A Sultanım safa geldin.” diyelim bağrı yanık aşıkların gibi.
Ey, “Levlake...” hitabının nazlı Sultanı, naz makamının Efendisi! Yıldızların, yoluna kaldırım taşları gibi dizildiği yüreği bulut bulut olan Sevgili!
“Yağarsın, taşlar bile yemyeşil filizlenir.”
Sen olmasaydın eğer, taşlardan daha katı yüreğimizde hiç yeşerir miydi yepyeni umutlarımız! İmanın gökkuşağı renkleri belirir miydi yağmur sonrası gibi! Yüreğimizin yamaçlarında boy verir miydi hiç, Sen kokan güller, olmasaydın Efendim!
Ve bir de Efendim, “Damar damar Seninle, hep seninle dolsaydık” koruyabilseydik “vefa”mızı... Açsaydı daim bizim de gönlümüzde vefa çiçekleri... Bir Molla Camii de biz olsaydık, ashabına kıtmir olmayı can-ı gönülden dileyen...
Kıtmirin olabilseydik ey şah-ı Rüsul! Sana sadık olabilseydik... Adına ve ashabına sahip çıkabilseydik ta haşre kadar...
Ashabı-ı Kehf’in kıtmiri gibi olsaydık... Onca günahlarımıza rağmen, “Senin ashabın cennete giderken ben nasıl cehenneme giderim?” diye inleseydik... İniltilerimizde bestelenseydi ümitlerimiz...
Kabul eder misin bizi Efendim, ashabının kıtmiri olarak?
Zira Efendim, “Sana sırılsıklam bir bakış da ben olsaydım” diyerek başımızı koyduğumuz olmuştur yastığa, tutunduğumuz an olmuştur düşlere.
Ne olur;
“Gel ey Muhammed (s.a.) bahardır
Dudaklar ardında saklı
Aminlerimiz vardır
Hac’dan döner gibi gel
Mirac’dan iner gibi gel
Bekliyoruz yıllardır”
Bir demet gül var elimizde, titreyen yüreğimiz var. Güllerimiz solmadan, gül kurusu ağlamadan yüreğimiz, ne olur gel Efendim!

Osman ALAGÖZ

_________________
Bir Mum Diğer Mumları Tutuşturmakla Işığından Hiç Bir Şey Kaybetmez.
Başa dön
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder MSN Messenger
Yazar Mesaj
M.Talha
Kardeşimiz
Kardeşimiz


Kayıt: 08 Hzr 2006
Mesajlar: 124
Konum: ANKARA

MesajTarih: Cum Hzr 16, 2006 3:39 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Gönder

Nuayman, meddah ve şakacı birisi idi. Bir gün celepçilerin yanına giderek: "-Gücü kuvveti yerinde Arap bir kölem var. Satın alırmısınız?" diye teklifte bulundu. Onlar: "-Evet" deyince, Nuayman:
"-Çok konuşan biridir. Belki de size hürüm diyebilir. Eğer bu sebeple onu geri verecek olursanız, şimdiden satın almayın. Malımı da çürüğe çıkarmayın" dedi. Onlar da:
"-Hayır, onu satın alacağız" dediler. Süveybıt'ı Nuayman'dan on genç dişi deveye satın aldılar. Nuayman develeri götürürken celeplere: "-İşte bu da kölem" dedi. Bunu duyan Süveybıt:
"-Ben köle değil hür bir insanım!" dediyse de, celepçiler:
"-0, bize senin durumunu anlattı" dediler. Boğazına bir ip takarak onu götürdüler. Hz.Ebû Bekir gelince, durumdan haberdar oldu. Arkadaşlarını da yanına alarak celepçilere gitti. Develerini iade edip, Nuayman'ı geri aldı. Daha sonra hâdiseyi Resûlullah'a anlattılar. Resûlullah ve sahabe bu olayı bir sene unutmadılar. Hatırladıkça güldüler.

_________________
Bir Mum Diğer Mumları Tutuşturmakla Işığından Hiç Bir Şey Kaybetmez.
Başa dön
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder MSN Messenger
Yazar Mesaj
M.Talha
Kardeşimiz
Kardeşimiz


Kayıt: 08 Hzr 2006
Mesajlar: 124
Konum: ANKARA

MesajTarih: Cum Hzr 16, 2006 3:40 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Gönder

Enes b. Malik'den: Bir adam, Resûlullah'ın yanına geldi, onu devesine bindirmek istedi. Resûlullah da: "-Biz de seni devenin yavrusuna bindirelim" deyince, adam:
"-Ya Resûlullah, devenin yavrusuna nasıl bineyim?" dedi. Resûlullah da:
"-Her deve bi başka devenin yavrusu değil mi? " buyurdu.

_________________
Bir Mum Diğer Mumları Tutuşturmakla Işığından Hiç Bir Şey Kaybetmez.
Başa dön
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder MSN Messenger
Yazar Mesaj
M.Talha
Kardeşimiz
Kardeşimiz


Kayıt: 08 Hzr 2006
Mesajlar: 124
Konum: ANKARA

MesajTarih: Cum Hzr 16, 2006 3:40 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Gönder

Hz.Aişe (r.a)'den: Bir defasında Resülullah ile beraber bir sefere çıkmıştım. 0 zaman zayıftım. Şişman değildim. Resûlullah yanındakilere: "-Siz önden gidin" buyurdu. Onlar epeyce ilerleyince bana:
"-Haydi gel, seninle yarışalım" dedi. Resûlullah ile yarış ettik. Ben onu geçtim.
Ben şişmanlayıncaya kadar sesini çıkarmadı. Bu arada ben de bu hâdiseyi unutmuştum. Yine Resûlullah ile birlikte bir sefere çıktığımızda, yanındakilere:
"-Siz önden gidin" buyurdu. Onlar ilerleyince de, bana:
"-Haydi gel, yarış edelim" dedi Bu seferki yarışta o, beni geçti ve: "-Ödeştik" diyerek gülmeye başladı.

_________________
Bir Mum Diğer Mumları Tutuşturmakla Işığından Hiç Bir Şey Kaybetmez.
Başa dön
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder MSN Messenger
Önceki mesajları göster:   
Başlığa cevap gönder    ~ h i d @ y e t ~ Forum Ana Sayfa -> HADÎS-İ ŞERİF ve SÜNNET Tüm zamanlar GMT
Sayfaya git 1, 2  Sonraki
1. sayfa (Toplam 2 sayfa)

 
Geçiş Yap:  
Bu forumda yeni başlıklar açamazsınız
Bu forumdaki başlıklara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz
Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız



Powered by phpBB © 2001, 2002 phpBB Group
Türkçe Çeviri: phpBB Turkey & Erdem Çorapçıoğlu
Arthur Theme

Abuse - Report Abuse
Powered by forumup.com forum gratis free, create open your free forum!
Created by Raulken of Hyarbor S.r.l.
TOS & Privacy.

Page generation time: 0.059