H.Z Muhammed (s.a.v) hayatında bir kere olsun yalan söylememişti.Ve işte bu insan şimdi ALLAH'tan (c.c) bahsediyor ve peygamber olduğunu söylüyordu.En küçük konularda bile yalan söylemeyen bir insan nasıl olurda böyle büyük ve yüce bir konuda yalan söyleyebilirdi?Bu asla mümkün değildi.İşte o günün insanı böyle düşünüyor herkes olmasa bile inat ve hasedi terkedenler O'nun peygamberliğini kabul ediyordu.O emin bir insandı.Herkesde O'nu böyle kabul ediyordu.
Öyle emindi ki;söz gelimi sefere çıkmayı düşnüdünüz, hanımınızı bir yere bırakmanız lazım geldi.Gidip hiç tereddüt etmeden H.z Muhammed'e(s.a.v) bırakabilirdiniz.Siz gelinceye kadar kaşını kaldırıp ona bakmayacağından kesinlikle şüpheniz olmazdı.Malınızı birisine teslim etmeyi mi düşündünüz?Hiç tereddüt etmeden gidip Muhammedü'l-Emin'e teslim edebilirdiniz.Ve malınızın zerresine dahi zarar gelmeyeceğini bilirdiniz.
Bir konu hakkında sözün en doğrusunu öğrenmek mi istiyordunuz?Hemen doğruluğun timsaline koşar, O'nu dinler, O'dan işttiklerinize göre karar verir ve O'nun sözlerini her işinizde temel kabul ederdiniz; zira O, hayatında birkere bile olsa yalan söylememişti. Delilmi istiyorsunuz? O, Ebu Kubeys tepesi'ne çıkmış ve etrafını çeviren insanlara soruyor; ''Şu dağın arkasından bir ordu, size hücum etmek üzere geliyor, dersem bana inanırmısınız? ''Hepsi bir ağızdan ''Evet inanırız.Çünkü senin hiç yalan söylediğini duymadık.'' diyeceklerdi.
Henüz peygember değildi.Bir arkadaşıyla uzak bir yerde buluşmak üzere sözleştiler.Daha sonraki yıllarda müslüman olan zat , şöyle anlatır: '' Ben buluşmak üzere kendisine verdiğim sözü unuttum.Üç gün sonra hatırladığımda koşarak, anlaştığımız yere gittim.Baktım ki O hala orda beni bekliyor.Bana ne kızdı ne de darıldı.Sadece; Ey genç! Bana meşakkat verdin.Üç gündür seni burada bekliyorum.''dedi.
Kabe onarılmış ve Hacerü'l Esved'in tekrar eski yerine konulması büyük bir problem haline gelmişti.Kabileler kılıçlarını yarıya kadar sıyırmış ve herkes bu şerefin kendi oymağına ait olmasını istiyordu.Sonunda şöyle bir karara vardılar.Kabe'ye ilk girenin hakemliğini kabul edeceklerdi.Herkes merakla kimin ilk gireceğini bekliyordu ve tabii, Allah Resulü'nün hiç bir şeyden haberi yoktu. O'nun dosta düşmana güven telkin eden gül yüzü kapıdan görününce, oradakiler sevinçle ''El-Emin geliyor'' dediler ve O'nun kararına kayıtsız şartsız razı olacaklarını söylediler.
Allah Resulü, hemen: ''Büyükçe bir kumaş getirin.''dedi, Getirildi. Hacerü'l Esved, bu kumaşın ortasına kondu.Bütün oymakaların ileri gelenleri, kumaşın farklı uçlarından tutarak konulacak yere kadar götürdüler. Allah Resulü de orada taşı bizzat kendisi alıp yerine yerleştirdi.Ve böylece, büyük bir iç harp önlenmiş oldu.Zira O'na güvenleri tamdı. Allah Resulü o gün henüz peygamber olarak vazifelendirilmemişti, ama herkesin itimat edeceği bir insandı ve bir peygambere ait bütün vasıfları üzeründe taşıyordu.
''Size doğruluk yaraşır. Doğruluk insanı iyiyliğe çeker, götürür.İnsan, kendini bir kere doğruluğa verip o yola yöneldimi, hep doğru söyler, doğruyu araştırır.Böylece o insan, Allah katında ''sıddik'' olarak yazılır.Yalandan sakınınız.Yalan insanı fücura, bataklığa, o da cehenneme ulaştırır.Bir insan, kendini bir kere yalana kaptırdımı daima yalan söyler, neticede Allah katında adı yalancı olarak yazılır.
O (s.a.v), ağlayan bir çocuk görse oturur, onunla ağlardı.İnleyen bir annenin ızdırabını vicdanında duyardı.İşte yine Ebu Hüreyre'nin rivayet ettiği bir hadis ve O'nun dillere destan şefkati: ''Ben namaza duruyor ve onu uzun kılmak istyorum.sonra bir çocuk ağlaması duyuyorum.Bir annenin çocuğu için duyacağı heyecanı bildiğimden namazı hızlıca kılıp bitiriyorum.''
Sahabe naklediyor:''bir gün aklından zoru olan bir kadın geldi, Allah Resulü'nün elinden tutarak evine çekti ve O'na: ''gel benim evimdeki şu işimi gör.''dedi.Kadın Allah Resulü'nün kolundan çekiyor, Oda arkasına takılıp gidiyor, derken sahabede onların arkasına düşüyor.Ve Allah Resulü gayet rahat bir şekilde kadının dediği işi görüyor, sonra geri dönüyor.Bu iş, belki bir ev süpürmek, belkide yıkanmış çamaşırları sıkmaktı.İşin şekli ne olursa olsun, Allah Resulü bu işi yapmıştı.Zira O kimseyi darıltmayan bir insandı.O, saygı insanıydı ve O'nun bu hareketi asla zillette değildi.,
Bir seferden dönülüyordu. dinlenme vaktinde,sahabeden bazıları bir kuş yuvası görmüş ve yuvadaki yavruları alıp sevmeye başlamışlardı. Tam o sırada anne kuş geldi ve yavrularını onların elinde görünce, orada çırpınıp pervaz etmeye başladı; gidip geliyor, talaşla uçup duruyordu. Allah Resulü bu durumu görünce, fevkalade öfkelendi ve hemen yavruların yuvaya konulmasını ve ana kuşa eziyet edilmemesini emretti.
''Allah Resulü bir gün yanında bir kaç sahabeyle bir bahçeye girdi. Bahçenin köşesinde zayıfmı zayıf bir deve vardı.İki cihan serveri hemen devenin yanına gitti.Bir müddet o devenin yanında kaldı, onu okşayıp teskin etti, sonra devenin sahibini çağırtarak, onu deveye iyi bakması hususunda gayet sert bir şekilde azarladı.''
''Allah (c.c) bir köpek yüzünden, ahalksız bir kaddını affedip cennetine aldı. Köpek bir kuyunun başında, susuzluktan dili sarkmış bir vaziyette soluyup duruyordu. Tam o esnada oradan geçmekte olan bu kadın, köpeğin halini görünce dayanamadı.Hemen belinden kemerini çıkarıp ayakkabısına bağladı, bununla kuyudan su çkarıp köpağe içirdi, böylece köpek ölümden kurtuldu.İşte bu kadının bir köpeğe karşı bu davranışı onun affına vesile oldu ve Allah (c.c), onu cennetine koydu.''
Yeryüzünde hiç bir insan H.z Muhammed (s.a.v)kadar sevilmemeişti. ''Ma-u Rec'i'' gazvesi sonunda, Hubeyb b. Adiyy (r.a), gözü dönmüş, kin ve intikamla köpürüp duran inanmayanlar tarafından idam sehpasına çıkarıldığında, şu soruya muhatap olmuştu: '' Şu anda senin yerine Muhammed'in idam edilmesini arzu edermiydin?'' Cevap kesin, net ve tavizsizdi:
''Hayır, vallahi, benim kurtuluşum pahasına dahi, O'nun ayaklarına bir dikenin batmasına razı olamam.''
Ve Hubeyb, idam sehpasında verdiği bu cesaret örneğinde sonra ellerini açar: ''Ya Rabbi, buraya gelirken senin Habibine veda etmeden geldim, benim selamımı ona ulaştır'' der. Tam o esnada Allah Resulü (s.a.v) ashabıyla oturmuş konuşurken,birden bire doğrulur ve:
'' Selam sana ey Hubeyb'' der. Yanındakiler ne olduğunu sorunca da göz yaşları içinde: ''Müşrikler Hubeyb'i şehid ettiler.Son anında bana selam gönderdi ve ben selamını aldım'' buyururlar.
Kötülüğe asla kötülükle mukabele etmiyordu. Bir bedevi gelir, elbisesinden tutup sarsar ve küstahça:''Hakkımı ver!'' derdi de sahabeyi çıldırtan bu türlü hareketler, O şefkat abidesini tebessüm ettirir ve: ''Bu adama istediğini verin!'' buyururdu. Evet O en affedilmez suçları dahi affederdi. Yeter ki o mevzuda, dinin emirlerine muhalefet söz konusu olmasın.Düşünün bir kere, kendisine bunca kötülük yapan Mekkelilere, Mekke fethinden sonra, hemde her türlü cezayı verebileceği o gün ne demişti.
''Gidiniz , hepiniz hürsünüz.''
Efendimiz gıybet ve dedikodunun en hafifine bile kapı açmıyordu.
H.z Aişe (r.a) anlatıyor: '' H.z peygamber (s.a.v) Safiye'den (validemiz) bahsediyordu. Onu biraz methedince ben: İyi ama onun boyu kısa'' dedim.Efendimiz bana döndü : ''Öyle bir söz söyledin ki denize karışsa onu bulandırır.''
Akşam yatmış fakat sabaha kadar dönüp durmuş, bir türlü uyuyamamıştı. Sağına dönüyor, soluna dönüyor, uflayıp duruyordu.
Sabah hanımı sordu: ''Ya Resulallah bu gece rahatsızmıydınız? Çok ızdırap çektiniz.''Ve Allah Resulü'nün cevabı şu oldu: ''Yatağımı hazırlarken, yere düşmüş bir hurma buldum. Onu ağzıma koydum.Fakat sonra aklıma geldi ki, bizim evde sadaka ve zekat hurmalarıda bulunuyor. Ya bu hurma , onlardan ise! İşte sabaha kadar bunu düşündüm, bunun ızdırabıyla sağa sola dönüp durdum. Bir türlü gözüme uyku girmedi.''
Allah Resulü kalktı ve namaza durdu. O gece sabaha kadar
'' Göklerin ve yerin yaratılışında, gecenin ve gündüzün gidip gelişinde elbette akıl sahipleri için ibretler vardır.''(Al-i imran, 3/190)
ayetini okudu ve göz yaşı döktü. Sabah olunca ezan okumaya gelen H.z Bilal (r.a) kendisine: '' Ya Resulallah kendini niçin bukadar zora koşuyorsun? Allah (c.c) Senin geçmiş ve gelecek bütün günahlarını affetti.'' dedi. Bunu üzerine Efendimiz (s.a.v) şöyle buyurdu: Bana bukadar ihsanda bulunan Rabbime ihsanı ölçüsünde teşekkür eden bir kul olmayayımmı?''
(metinler sosuz nur, altın nesil, ve kütüb-ü sitte'den derlenmiştir)
'' Gül bahçesinden kopup gelen rüzgar gül kokar''