Nur Suresi 48 - 49 - 50. Ayet Meali
- BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM -
"Aralarında hükmetmek İçin onlar Allah'a ve Rasûlüne çağırıldıklarında, onlardan bir kısmı yüz çevirir.
Eğer hak kendilerinin ise ona sürat ve İtaatle gelirler.
Acaba kalblerinde hastalık mı vardır bunların? Yoksa şüpheye mi düştüler? Yahut Allah ve Rasulü kendilerine haksızlık eder diye mi korkarlar? Hayır, onlar zulmedenlerin tâ kendileridir."
1- Âyetlerin Nüzul Sebebi:
"Aralarında hükmetmek İçin onlar Allah'a ve Rasûlüne çağırıldıklarında..." buyruğu ile ilgili olarak Taberî ve başkaları şöyle demişlerdir: Adı Bişr olan münafıklardan biri ile yahudilerden bir adam arasında bir arazi hakkında anlaşmazlık vardı. Yahudi Rasûlullah (sav)ın huzurunda mahkemeleşmeye, onun hükmüne başvurmaya çağırdı onu. Münafık haksız idi, o bunu kabul etmeyerek: Muhammed bize haksızlık yapar. Bunun yerine biz Ka'b b. el-Eşref in hakemliğine başvuralım, dedi. Bu âyet onun hakkında nazil oldu.
Bir görüşe göre de âyet-i kerîme, Ümeyye oğullarına mensub el-Muğîre b. Vâil hakkında inmiştir. Muğire ile Ali b. Ebi Talib (r.a) arasında bir su ve bir arazi ile ilgili anlaşmazlık konusu vardı. Muğire, Ali ile Rasûlullah (sav)m huzurunda mahkemeleşmeyi kabul etmeyerek: O, bana buğzeder deyince, âyet-i kerime nazil oldu. Bunu da el-Maverdî nakletmektedir. el-Maverdî der ki: Burada (tekii olarak): "Hükmetmek için" diye buyurufup "hükmetmeleri için" denilmemesi Rasûlullah (sav)ın kastedilmiş olması dolayısıyladır. Yüce Allah'ın anılarak buyruğa başlanması ise, Allah'ı ta'zim ve söz başlangıcı içindir.
2- Allah ve Rasûlü Hükmü Karşısında Münafıkların Tavırları:
"Eğer hak kendilerinin ise ona sürat ve itaatle gelirler." Ona itaat eder boyun eğerler. Çünkü Muhammed (sav)ın hak ile hükmedeceğini bilirler.
"Filan kişi filanın hükmüne itaat (iz'an) etti, eder" denilir. en-Nekkaş da bu kelimenin boyun eğmek anlamında olduğunu söylemiştir, Mücahid, hızlıca gelmek diye açıklamıştır. el-Ahfeş ve İb-nu'1-Arabî de kabul ve ikrar etmek, diye açıklamışlardır.
"Acaba kalblerinde hastalık" şüphe ve tereddüt "mı vardır bunların? Yoksa şüpheye mi düştüler?" Yoksa Muhammed (sav)ın peygamberliği ve adaleti hususunda onlarda bir şüphe mi meydana geldi?
"Yahut Allah ve Rasûlü" vereceği hükümde haksızlık ederek, zulme saparak "kendilerine haksızlık eder diye mi korkarlar?" Burada buyruğun soru lafzıyla gelmesi, azarlama üslûbunun daha ağır, yermenin daha ileri derecede oluşundan dolayıdır. Cerir'in överken kullandığı ifadeler de böyledir:
"Sizler bineklerin sırtına binenlerin en hayırlıları, Ve bütün insanlar arasında el ayaları en ıslak (en cömert ihsanlarda
bulunan) kimseler değil misiniz?"
"Hayır onlar zulmedenlerin" inatçı kâfirlerin "tâ kendileridir." Çünkü yüce Allah'ın hükmünden yüz çeviriyorlar.
3- Zımnîlerin, Müslümanlarla ve Kendi Aralarındaki Anlaşmazlıklarda Hüküm Vermek Yetkisi Kime Aittir?
Eğer verilecek hüküm antlaşmalı ile müslüman arasında ise yargı yetkisi müslümanlara aittir, zimmet ehlinin bu konuda herhangi bir hakları yoktur. Şayet anlaşmazlık konusu iki zımmî arasında ise bu hususta yetki onlarındır. Şayet taraflar İslâm'ın hakimine başvuracak olurlarsa, o dilediği takdirde hü-Icüm verir, dilediği takdirde onlardan yüz çevirir. el-Mâide Sûresi'nde (5/42. âyet, 2. başlıkta) geçtiği gibi.
Eğer verilecek hüküm antlaşmalı ile müslüman arasında ise yargı yetkisi müslümanlara aittir, zimmet ehlinin bu konuda herhangi bir hakları yoktur. Şayet anlaşmazlık konusu iki zımmî arasında ise bu hususta yetki onlarındır. Şayet taraflar İslâm'ın hakimine başvuracak olurlarsa, o dilediği takdirde hü-Icüm verir, dilediği takdirde onlardan yüz çevirir. el-Mâide Sûresi'nde (5/42. âyet, 2. başlıkta) geçtiği gibi.
4- Allah ve Rasûlünün Hükmüne Daveti Kabulün Gereği:
Bu âyet-i kerîme Allah ve Rasûlünün hükmüne çağıranın, çağrısını kabul etmenin farz olduğuna delil teşkil etmektedir. Çünkü yüce Allah, kendisi ile hasmı arasında hüküm vermek üzere Allah Rasûlüne çağırılan (ve bunu kabul etmeyen) kimseyi en çirkin ifadelerle yermiş ve: "Acaba kalblerinde hastalık mı vardır bunların?" diye buyurmuştur,
İbn Huveyzîmendâd der ki: Hakimin meclisine çağırılan herkesin bu çağrıyı -hakimin fasık olduğunu bilmediği sürece, yahut ta davacı ile davalı arasında bir düşmanlık olduğunu bilmediği sürece- bu çağrıyı kabul etmesi farzdır.
ez-Zehrâvt senedini kaydederek el-Hasen b. Ebi'l-Hasen'in rivayetine göre Rasûluîlah (sav) şöyle buyurmuştur: "Her kimin hasmı kendisini müs-iüman hakimlerden bir hakime çağırdığı halde bunu kabul etmeyecek olursa, o kimse zalimdir ve onun hiçbir hakkı yoktur." Bunu el-Maverdî de zikretmiş bulunmaktadır.
İbnu'l-Arabîdedi ki: Bu, bâtıl bir hadistir. "O zalim bir kimsedir" sözü ise doğru bir sözdür. "Onun hiçbir hakkı yoktur" ifadesi ise sahih olamaz. Bununla o kimse hak üzere olamaz, demek,istemiş olabilir.