~ h i d @ y e t ~ ~ h i d @ y e t ~
" Müslüman müslümanın kardeşidir. "
~ h i d @ y e t ~
SSSSSS  AramaArama  KayıtKayıt  ProfilProfil  Üye ListesiÜye Listesi  Kullanıcı GruplarıKullanıcı Grupları  Özel mesajlarınızı kontrol etmek için giriş yapınÖzel mesajlarınızı kontrol etmek için giriş yapın  GirişGiriş 

Futuhu'l Gayb - Abdulkadir Geylani Hazretleri (k.s.)
Sayfaya git Önceki  1, 2
 
Başlığa cevap gönder    ~ h i d @ y e t ~ Forum Ana Sayfa -> GENEL İSLÂMİ BİLGİLER
Önceki başlık :: Sonraki başlık  
Yazar Mesaj
Râbia
Moderatör
Moderatör


Kayıt: 09 Hzr 2006
Mesajlar: 412

MesajTarih: Cmt Oca 13, 2007 3:35 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Gönder

15. Makale

KORKU VE ÜMİD


Rüyamda, mescide benzer bir yerde bulundum. Orada, her şeyden elini çekmiş insanlar vardı. Kendi kendime; bir zatı kastederek şöyle dedim:
-
O cemaat etrafıma toplandı. Bana:
-
Diye sordu, ben de şöyle dedim:
-
Sonra onlara şöyle bir konuşma yaptım:
-
Devam ettim:
-
Biliniz ki Allah-ü Taâla her an bir iş yapar, bozar, yeniden yapar... Yükseltir, alçaltır...
Bir kısım velileri en yüksek dereceye çıkarır, diğer bir kısmı en aşağı tabakaya indirir.
Yüksektekilerin korkusu aşağıya düşmektir... İstedikleri de bulundukları halde kalmaktır.
Aşağıdakilerin korkusu da, bulundukları halin devam etmesidir. İstedikleri ise daha yüksek makama çıkmaktır.
Bunları söyledim sonra uyandım...
Başa dön
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder
Yazar Mesaj
Râbia
Moderatör
Moderatör


Kayıt: 09 Hzr 2006
Mesajlar: 412

MesajTarih: Prş Oca 18, 2007 5:37 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Gönder

16. Makale

TEVEKKÜL VE DERECELERİ


Seni Allah’ın fazlından ve her işe, O’nun nimetini görerek başlamaktan ne alıkoydu?.. Ancak seni bu hale koyan, haliki bırakıp mahluka güvenmen olmuştur. Yaratanı unuttun; yaptığın kara güvendin, mevla seni nimetlerini görmekten mahrum etti.

Halk seni, Peygamberin çalıştığı gibi çalışıp helal yemekten alıkoyuyor. Sen bu halle kaldıkça, onlardan iyilik bekledikçe, kapılarına gidip ihsan ümit edip dilendikçe, müşrik sayılırsın. Allah-ü Taâla, seni bu halinden dolayı helal yemekten mahrum eder. Helal kazançtan, Hak’ka güvenerek çalışmaktan, seni geri koyar, azarlar.

Sonra... Hele bir zaman halkı bırak. Yaptığın büyük günahtan dön. Helal kazan, helal ye. Yaptığın işlere güvenme, Allah’ın fazlını gör. Allah’ın sana verdiği ihsanı unutma. O’nun ihsanını unutursan yine şirk yolunu tutmuş olursun. İlki kadar büyük olmaz, ama yine de şirktir. Bir gün büyür. Hafi iken, açık ve büyük şirk olur.

Bu haline de tövbe et, şirkin bu derecesini de kaldır. Kar ına, kesbine(*) güven, ama asıl kuvvet vereni gör. Bu işleri sana kolaylıkla yaptırana ve sebepleri yaratana bağlan, seni her hayra muvaffak eder. Çünkü her hayra O götürür, rızık O’nun elindedir.

Sen devam et, yani O’na güven, rıskını O’ndan bil; nasibini çeşitli yollardan sana gönderir. Bazen seni halka gönderir istetir ama bu senin için bir iptila, yada riyazet nevinden bir şey olur. Bu halde çok dikkatli olmak lazım gelir. Bazen de rıskını, sana bir mükafat olarak, vasıtaları göstermeden, onları hakiki sebep göstermeden gönderir. Sen de rahatça O’na dönersin. O’nun kudreti önünde tazimle eğilirsin. Bu kere perde kalkar O’nun fazlını görürsün. Mevla sana bir doktordan daha çok, mizacına uyanı fazlı ve ihsanı icabı verir. Bunları yapmakla seni kötü huylardan muhafaza eder. Başkasına meyil etmekten esirger. Nihayet sana verdiği güzel, büyük nimetlerle gönlünü alır.

Kalbinden cümle kötü istek, şehvet, matlup(**), mahbup(**) ... her ne varsa çıktığı zaman ve sende, O’nun arzusundan başka bir şey kalmadığı vakit, vereceği nimeti çok rahat verir.

Senin için gönderdiği bir rızkı, mutlaka sen alacaksın, başkası el süremez... Çünkü rızkın, senden başkasına nasip değildir. Şehvetini teskin için sana bir ihsan yapar, ihtiyacını onunla giderirsin. Ve sen bunları sana göndereni bilir, anlarsın. Bunları sana nasip edenin Hak olduğunu anlar, şükür yolunu tutarsın... Dolayısıyla irfanın artar, ilmin çoğalır. Allah seni halkın külfetinden uzaklaştırır. Ruhunu masivadan temiz tutmağa seni muvaffak eder.

Sonra kalbin nurlanır, hakiki ilimleri anlamaya kabiliyetin artar. Gönül gözün açılır, kalbin nurlanır. Hakka yakınlığın ilerler, tam o alemin malı olursun.

O manevi, büyük ilmin sırlarını muhafaza edebilecek hale gelirsen, sana rızık ne zaman ve ne vakit gelecekse bilirsin. Bu hal sana Allah’ın fazlı, keremi olarak verilir. Şanını ta’zim(+) etmek için bu hale getirilirsin. Netice olarak, bunların hepsi sana Allah’ın bir ihsanıdır. Allah-ü Taala bak bu manada neler buyuruyor:

- “Biz onların içinden işlerimizin hakikatına eren imamlar yaptık, sabrettikleri takdirde buna ererler. Onlar bizim ayetlerimize inanırlar.”

- “Yolumuzda gerçekten çalışanlara yollarımızı açarız.”

- “Allah’a karşı ittika(++) sahibi olunuz ki size öğrete.

Bu hallere erdikten sonra tekvin sıfatı tecellisi gelir. Açık bir emirle o işi yapmağa başlarsı. Bu emirde hiçbir şüphe yoktur. Güneş gibi açık meydandadır. Bu emir sana verilir ki;her tatlıdan daha hoş ve her güzelden daha tatlı... Bu vazifeyi yapmak için, sana gelen ilhamda karşılık bulunmaz. Bu ilham nefsin kirlerini eritir. Allah-ü Taala, peygamberlerine gönderdiği bazı kitaplarda şöyle buyurmuştur:

- “Ey Adem oğlu, ben öyle bir Allah’ım ki, benden başka ilah yoktur; ancak ben varım. Ben her neye ol desem, olur. Bana itaat et ki, seni de benim gibi kılayım; bir iş için ol; diyesin ola..”

Bu haller hayret edilecek haller değildir. Bunu peygamberler çok yapmıştır. Velilerin de bir kısmında bunlara benzeyen haller zuhura gelmiştir. Bazan havas tabakasına da bu vergi, Hak tarafından bir ihsan olarak verilmiştir...
Başa dön
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder
Yazar Mesaj
Râbia
Moderatör
Moderatör


Kayıt: 09 Hzr 2006
Mesajlar: 412

MesajTarih: Sal Oca 23, 2007 6:01 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Gönder

17. Makale

ALLAH'A VASIl OLMANIN YOLU



Her şey Allah’a kavuşmakla son bulur. Sen de Hakka vasıl olduğun zaman manen ve maddeten tekamülünü tamama erdirmiş sayılırsın.

Mevlaya vasıl olmanın manası: Halkı kalben bırakmış olmandır. Heva ve hevesin kötü yolunu terk etmendir. İrade ve şahsi arzularını bırakmış olmandır; irade ile gitmek, bu yolda iyi sayılmaz. Bu iyi olmayan ahvali bırakıp Allah’ın emirlerine bağlandığın gün, manevi yollar artık sana açılmış demektir. Bu hale erdikten sonra iyi olmayan eski huylara doğru hiçbir kıpırdanma olmamalı. Başkası da seni alakadar etmemeli... Hakkın emri ve O’nun hikmetli işlerini görmelisin. Bu zikrettiğimiz hal fena halidir. Hak’kın hikmetlerinde kendini kaybetmek makamıdır. Bu makama: Vuslat, tabirini kullanırlar.

Hak’ka kavuşmak, vasıl olmak; bilinen belli başlı halkın birbirine kavuşmasına benzemez. Hakkı bu gibi şeylerden tenzih etmek lazımdır. O’na hiçbir şey benzemez. O hakikaten gören ve işitendir. Ama bizim gibi değil. O yücedir, mahlukatın hiç biri ile kıyas olunamaz. Bu alemi, ona kavuşan ehl-i vuslat bilir. Hakka kavuşmanın ne demek olduğunu Allah onlara bildirmiş ve göstermiştir.

Bu ehl-i vuslattan her birinin ayrı makamı vardır. Biri, diğerinin yerine geçemez. Aynı zamanda Allah-ü Taâla her veli ve peygambere değişik yönlerden tecelli eder. Hiçbir peygamber diğerinin; hiçbir veli diğer velinin sırrına eremez, vakıf olamaz... Ve yine bu misalden olarak bir mürid şeyhinin haline akıl erdiremez. Aynı zamanda müridin de şeyhden ayrı çeşitli halleri vardır. Bunu da şeyh bilemez. Müridin yolu bazen şeyhin sırrına yaklaşır, yine de anlayamaz. İşte burada şeyhinden ayrılır. O müridi bundan sonra mevlâ idare eder...

Artı o mürid Hak’ka teslim olmuştur. Hak onu halktan keser. Önce şeyh onun için bir mürebbi vazifesi görüyordu, o da mahluk olduğuna göre mürid ondan kesilir. İki yılı geçtikten sonra çocuğa süt verilmez. Bu da bir bakıma onun gibidir. Nefis ezildikten sonra halka ihtiyaç kalmaz. İstek gittikten sonra kimseden bir şey beklenilmez.

Şimdi o mürid yükselmiştir. Şayet şeyh, heva ve nefisle kaldıysa müride muhtaç olur...

(*) Kesb: Çalışıp kazanma
(**) istenilen, aranılan
(***) sevgili, muhabbet olunan
(+) ululama, büyük sayma, saygı
(++)sakınma, korkma

Sonra nefis ve iradeye gelince: Bunları mevla yola getirir, yok olmak olmaz. Çünkü yok olmak bir nevi noksan sayılır. Bu yolda ise noksanlık yoktur. Nefis ölmez, islah olur.

Böylece Hakka vasıl olduktan sonra, kendini masivadan emin gör, huzur içinde bil. Hak ve hakikatten başka bir şey görme, ondan başkasına bir varlık tanıma... Bu yolun icabı elbette bunu gerektirir.

Bulunduğun makamda iyilik, kötülük, vermek, almak, korku, ümit, hiç birinde Hak’tan başkasının tesiri olmaz. Çünkü kendinden korkanlara yine kendisi sahip olur. Hataları örtecek yine odur.

Kendini bu mertebeye getirdikten sonra, Mevlanın hikmetli işlerini görmeğe çalış... Çok hikmet taşıyan emirlerini yapmağa gayret et. Takib edeceğin yol bu olmalı. O’nun taatıyla meşgul ol. İster dünyaya, isterse ahirete ait olsun; bütün mahluk şeylerden elini çek. Hepsinden kalben ayrıl.

Bütün mahlukatı topla. Aşağıda hikayesi anlatılacak adam gibi zavallı ve çaresiz olduklarını tahayyül et.

Şanı, şöhreti her tarafa korkunç bir şekilde yayılmış, emirleri kesin, saltanatı tam bir padişah... Bir adamı yakalatıyor, ayaklarına ve boynuna zincir vurduruyor. Sonra dalgası dehşetli, derinliğine derin, akıntısı şiddetli bir nehir üzerindeki ağaca astırıyor.

Sonra; çok kıymetli, yüce ve maddi değer biçilmesi imkansız olan tahtına oturuyor. Yanına da bir çok oklar, silahlar, mızraklar ve daha nice elemeli, paralayıcı ve öldürücü aletler alıyor...

Şimdi, padişah, o asılmış adama, rastgele okları, kurşunları yağdırmağa başlıyor.

Hal böyle olunca... O korkunç manzarayı temaşa eden biri için o padişahtan korkmadan, merhamet nazarına sığınmamak ve korkmamak, o saltanatı görmeden geçip, asılmış adama bakmak ve ondan korkmamak doğru olur mu? Sonra böyle şeyi, akıl mantık nasıl doğru bulur? Hayır, hiçbir zaman doğru bulmaz ve seyircinin haline şu hükmü verir:

-

Her şeyin hakikatına erdikten sonra, basiretsiz, görmez olmaktan Allah’a sığınırız. Hakka vardıktan sonra ayrılmaktan, Hakka yaklaştıktan sonra tekrar maneviyatın kapanmasından, imandan sonra küfre, hidayetten delalete düşmekten yine O’na sığınırız...

Dünya, anlattığımız o büyük ırmaktır. O her gün taşmakta olan su ise, insanoğlunun şehveti ve lezzetidir. İnsanlara çarpan, kötü mahluklar da dalgalardır. Kader-i İlahinin cereyan eden bela ve mihnetleri ise, o oklar ve silahlardır.

Evet, insan oğlunun başına bu dünyada en çok gelen şey, bela ve mihnettir. İyilik ara sıra gelir, fakat zahmetler, incitici şeyler o ara sıra gelen iyiliği unutturur. Ara sıra gelen hoşluklar olsa bile, yine onda çeşitli felaketler gizlidir. Eğer insan, ibret nazarı ile bakacak olsa, hayatı ve iyi geçimin yalnız öbür aleme mahsus olduğunu anlayacaktır. İyi inanmış olan bunu böyle bilir. Çünkü bu hali bilip anlamak, içinde yaşatmak ehli imana mahsustur.

Peygamber S.A efendimiz buyuruyor:

- “ Hayat ancak ahiret hayatıdır.”

Yine buyuruyor:

- “Mümin Allah’ına kavuşmadıkça rahata eremez.”

Bu sözler imanlı hakkındadır. Yine buyuruyor:

- “Dünya müminin zindanı, kafirin cennetidir. “

Yine buyuruyor:

- “Allah korkusu ile dolan kalb, Hak’ka bağlıdır.”

Bu ayan beyan haberlerle birlikte, bu dünyada nasıl rahatlık iddia edilir? Şu muhakkak ki; bütün rahatlık Allah’a bağlanmakta, O’nun emirlerini yerine getirmektedir. Her halde O’na uymaktır. Onun yolunda boynu eğik olmaktadır.

Kul, ancak anlattığımız şekilde dünya belasından kurtulabilir. Kurtulunca da gönlü merhametle dolar, kendisine lutuflar, ihsanlar olur. Her işi ve her yaptığı doğru olur. Bu da Allah tarafından ona bir iyilik olarak verilir.
Başa dön
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder
Yazar Mesaj
Râbia
Moderatör
Moderatör


Kayıt: 09 Hzr 2006
Mesajlar: 412

MesajTarih: Çrş Oca 24, 2007 2:53 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Gönder

18. Makale

HAKKI ŞİKAYET ETMEMEK


Sana tavsiye: İhsan edildiğin hiçbir hayrı kimseye söyleme... İsterse bu dostun olsun...

Sonra, Hikmeti icabı sende yapacağı ve tecrübe için vereceği bazı belalardan dolayı Allah’ı ithama kalkışma... Bil ki;sana düşen vazife, bela olursa sabır göstermektir, hayra da şükretmektir.

Nimeti bulmadan bulmuş gibi görünüp şükretmek, içinde bulunduğun bir felaketi şikayet etmekten daha iyidir.

Nimet-i İlâhiye’den mahrum olan tek kişi gösterebilirmisin? Hayır!.. İşte âyet:

- “Allah’ın nimetlerini saymağa kalksanız bitiremezsiniz...”

Sende o kadar Nimet-i İlâhiye var ki; hiç birini görmek istemiyorsun...

Kalben hiçbir mahluka gönül verme. Ve, kalben, hiçbir kimse ile ünsiyet etme... Bulunduğun hali kimseye anlatma. Ülfetin Allah’a olsun. Ona güven. Derdini O’nun kuvvetiyle O’na açarsın... Arada ikinci bir varlık göremezsin... Çünkü başkası varlığını ispat edip zarar veya menfaat vermeğe haklı değildir. Belayı senden yine o defeder. İzzeti ve zilleti O meydana getirir... Ondan başkası ne yükseklik vaad eder; ne de aşağı derecelere indirir. Başkası ne zengin edebilir, ne de fakir. Ve hiçbir şeyi hareket ettiremez ve durduramaz. Hepsini Hak yaratır ve hepsi O’nun yed’inde ve O’nun iznindedir. Her şey Onun emriyle cereyan eder ve yürür. Her şey muayyen vakte bağlıdır. Kafi derecede gelir. Sonra gelecek evvel gelmez. Evvel gelecek de sonraya kalmaz. Allah-ü Taala şöyle buyuruyor:

- “Allah sana bir zarar verecekse alacak yine O’dur. Şayet sana bir hayır murat edecekse, o hayrı senden çevirecek yoktur. “

İhsanını istediği kullara verir. O hem rahim, hem de Gafur’dur...

Afiyette bulunduğun halde Hak’kı şikayete kalkışma. Yanında Allah!ın bol nimeti olduğu halde fazlasını isteme. Sana verdiği nimeti görmez olup inkar yoluna sapma. Bu halin bir nevi istihza olur. Sonra, Allah’ü Taala seni inceden inceye hesaba çeker. Dünyada belanı arttırır, ahirette ise seni azarlar. Cehenneme atar.Sonra, seni manevi halden soyar, rahmet nazarını senden çeker.

Hakikaten şekva(*) etmekten sakın. Etlerin makaslarla parça parça doğransa da itiraz yoluna sapma.

Sakın ha sakın itiraz etme:

- "ALLAH, Allah"

De... Kurtuluş iste. Fakat şekva etmekle değil. Hazer (**) et... Yanlış yola sapmaktan kork. Şekva yolunu tutmaktan çekin. Çünkü ademoğlunun başına gelecek belalar ancak itirazından dolayı gelir...

O, erhamerrahimin olduğu halde, nasıl O’ndan şikayet edilir? Hakim, Habir; kullarına en çok acıyan ve lütfunu esirgemeyen o olduğu halde, nasıl Ondan dert yanılır? O, kullarına zulmetmez. Kuvvetli, işinden iyi anlayan bir doktora kızılır mı? Evladına acıyan bir ana cinayetle itham edilir mi?

Peygamber S.A efendimiz şöyle buyuruyor:

- "Allah-ü Taâla kuluna çok merhamet eder; bir ananın evladını o kadar esirgemesi imkansızdır."

Ey zavallı, Allah’a karşı edep tavrını takın. Zorla gelen belaya sabret, sabretmeğe çalış. Güçlükle de olsa kendini bu yola uydurmağa alıştır. Rıza ve muvafakat yolunu tut. Maneviyattan az buçuk nasibin varsa, bu yolu tutarsın. Hakikaten bu yola devam edersen eşi bulunmaz bir cevher olursun. Aksi halde her şey elinden gider, artık bir daha bulmana da imkan kalmaz.

Allah-ü Taâla’nın şu ayetini dinle:

- "Kıtal(+) size farz oldu. Halbuki siz bundan hoşlanmazsınız... Bununla beraber sizin sevdiğiniz şey iyi olabilir, sevdiğiniz şey belki de fenadır; bunu siz anlayamazsınız, ancak Allah bilir."

Çünkü hakikat ilimleri gizlidir. Böyle olunca, her hangi bir şeyi hissiyatına göre iyi veya kötü görerek uygunsuz bir yola sapma.

Eğer takva halinde isen, Allah’ın emirlerine uymağa bak. Böyle olmak, yolumuzda ilk basamağı teşkil eder. İkincisi velayet halidir. Burada da sakin ol. Hiçbir işe karışma. Nefsini güzelleştirmeğe bak. Haddi hiçbir zaman aşma.

Son mertebe gavs’lık, bedeliyet hallerine vardığın zaman, kader yolunda sıddıkiyet mertebesine çıktığın zaman, bütün yolları gönlüne aç. Yalnız, nefsine meydan verme. Kötü isteklerini araya sokma.

Dilini şikayetten sakla... Bu halleri özüne benimsettikten sonra, her şey sana hoş gelir. Gelecek hayır olursa senin için güzelleşir. Şer gelirse korkma; seni, taat ibadet yolunda felaketlerden Hak saklar. Seni o beladan dolayı halka rüsvay etmez. Hatta, o belanın, gelip gidişinden senin haberin bile olmaz. Bir karanlığın gelişi gibi, akşam gelir; gün doğunca gider. Gidince de her taraf ışıkla dolar. Ve o bela, senin için sıcak karşısında yok olan soğuk gibi olur.

Bu anlatılan güzel işleri, kendine örnek al ve misallerden ibret almağa çalış. Bu bela geldikten sonra günaha, kötülüğe yaklaşma... Kerim olan mevlanın huzuruna günahla giremezsin. Oraya ancak iyiler girerler. O, kapısına ancak temizleri sokar. Kapısına ancak bütün manevi hastalıklardan beri olanları alır. Nasıl ki, bir padişahın huzuruna, bütün koku ve kirlerden temiz olanların girmesi icap eder. Hak’ka da ancak saf, temiz olanlar gider.

Beladan korkma.... Onlar günahlara kefaret olur. Nasıl ki; Peygamber S.A. efendimiz bu hali işaret ederek:

- "Bir günlük sıtma, bir yıllık günaha kefaret sayılır."

Buyurmuştur. Zahirde bela gibi görünen haller, seni daha da olgunlaştırır; bulunduğun hali muhafaza hakkı sana tanınır. İlahi sırları saklamağa emin görünürsün. Kalbin nurlanır, gönlün açılır. Lisanında bir fesahet olur. Bu fesahetin sebebiyle hikmetli konuşmalar yaparsın. Sana muhabbet, sevgi yolları açılır, hep bunları anlatırsın... Sendeki bu üstünlük sebebi ile herkesin sevdiği bir varlık olursun. İnsanlar da seni sever, başka yaratılmışlar da... Dünya da sana koşar, ahiret de....

Sen artık Allah’ın sevgilisi oldun. Her şey seni sevmeğe başlar. Mahlukatın sevgisi, Hak’kın sevgisine bağlıdır. Aynı şekilde buğzu da, O’nun buğzuna bağlıdır.

Allah seni sevince; seni her şey sever. Buğzedince de her varlık sana düşman olur.

Bu makama yetiştiğin zaman Hak’ka kavuşmuş olursun. Kendi varlığın gider. Bir şey dileyemez olursun. Yanılıp da istekte bulunacak olsan, alacağın zaman bir de bakarsın ki, o şey kaybolmuş gitmiş.

Bu halinde, dünyadan sana pek az nasip verilir. Asıl çoğu senin için öteki aleme saklanır. Burada isteyip alamadığını ötede bol bol alırsın. Bunların arasında o kadar büyük nimetler vardır ki, akıl bir türlü onun aslına eremez.

Yükseğin yükseği ve gönlün mesrur olacağı her büyük nimet orada bulunur.

Eğer bunları beklemeden, bu meşekkâtli teklif evinde onlara kavuşmak istersen, az bir şey alabilirsin, fakat buna mukabil kalbin safiyeti gider, basiretin söner. Asıl istenen ve tahakkuku ahirete kalan nimetlere kavuşmaktan mahrum edilirsin. Halbuki senin isteyeceğin ne dünyaya ne de ahirete ait olmalı; sebepleri yaratan, yeri seren, semayı yükselten mevla olmalı. Halbuki sen, ne buranın, ne de öteki alemin nimetini beklemeden az bir dünyalığa razı oluyorsun.

Kullarına doğru yolu o nasip eder, o süphandır, en iyiyi bilen O’dur...
Başa dön
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder
Yazar Mesaj
Râbia
Moderatör
Moderatör


Kayıt: 09 Hzr 2006
Mesajlar: 412

MesajTarih: Cmt Oca 27, 2007 10:42 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Gönder

19. Makale

AHDİ YERİNE GETİRMEK, SÖZDEN DÖNMEMEK


Henüz iman bakımından olgunlaşmadığın ve yakin hali hali yönünden hakikate ermediğin bir zamanda; bir kimseye her hangi bir şeyi vaad edersen sakın dönme; ta ki; imanın yokluğa gömülmesin ve yakin halin elinden gitmesin.

İmanın kalbinde kuvvetlendiği, yakin halin de hakikate erdiği zaman, sana manen şu hitap gelir:

- "Sen bugün bizim devletimizde kararlı ve eminsin."

Bu hitap sana tekrar tekrar ve her tekrarında ayrı bir şekilde söylenir...

Sen artık bu hallerden sonra seçkin olursun, belki daha üstün. Varlığın Hak varlığına kavuşur, iraden kalmaz. Aradığın her şeyi sende bulursun. Hayrete düşecek acaiplik görmezsin. Bu hallerin hiç biri seni şaşırtmaz... Ne, gördüğün Hak’ka yakınlık gözlerini kamaştırır, ne de bulunduğun derece seni hayrete düşürür.

Himmetin yükseldikçe yükselir, maddi varlığın akar gider. Dileğini Hak’ka teslim edersin, yaratılmış şeylere değil. Gönlünü onların sahibine verirsin. Ne dünya ne de ahiret, hiç birini arzu etmezsin. Gönlünü mevlaya verir, kalbini O’ndan gayri her şeyden temizlersin. Çünkü; Allah’ın rızasına kavuştun; cennetine vaat aldın... Netice: Hak işlerdeki manevi tecelliyi anladın ve onlardan hoşlandın... İşte, bu in’am(++) ve ihsanlar imanından dolayı sana yapılıyor.

Anlattığımız hallerden birine erdiğin vakit, en ufak şahsi şey düşünecek olursan öteye geçemezsin; düşünmezsen bir evvelki halin daha ilerisine, daha üstün ve güzeline kavuşursun. Evvelkinden hoşlanmaz öbürüne koşarsın... Sana bütün ilim ve anlayış kapısı açılır, bu sayede içinden çıkılmayacak en ince meseleleri çözersin. O meselelerdeki hikmet kapılarını açar, saklı iyilikleri meydana çıkarırsın...

(*) şikayet, hoşnutsuzluk, sızlanma
(**) sakınma, korunma, kaçınma
(+) savaş, birbirini öldürme
(++) nimet verme, iyilik yapma
Başa dön
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder
Yazar Mesaj
Râbia
Moderatör
Moderatör


Kayıt: 09 Hzr 2006
Mesajlar: 412

MesajTarih: Pzr Oca 28, 2007 8:29 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Gönder

20. Makale

"SANA ŞÜPHE VERENİ BIRAK" HADİS-İ ŞERİFİNİN AÇIKLANMASI



Biri şüpheli, diğeri şüphesiz iki şey arasında kalırsan şüphesiz tarafı al, öteki tarafı bırak. Mümkün olduğu kadar şüpheli şeylerden kaç.

Her hangi bir şeyin şüpheli tarafı kalmasa dahi kalbin razı değilse yine alma, bekle. Zuhurata tabi ol. Bilhassa manevi emirle yasak olduğu bildirilen şeyi yapma, emre uy. Sanki o yapacağın şeyle hiç karşılaşmadın. Rabbına dön, rızkını ondan bekle. Eğer O’nun kapısına gitmek istemezsen seni hatırına bile getirmez. Hak Taâla seni unutmaz. Kafirlerin bile rızkını verir. Seni hiç unutur mu? Yeter ki, sen O’nun emirlerine uyasın. Gece gündüz O’nun yolunda gitmeğe gayret et. Sen mümin, muvahhid(*) gece gündüz O’nun kulluğuna bağlı olursan seni unutmaz ve rızkını bol bol gönderir.

Başka mana: Halkın sahip olduğu malı bırak, onlardan bir şey bekleme. Kalbini onlara bağlama, ne onlardan kork ne de bir şey bekle. Senin için haram olmayan şüpheden de beri olan Allah’ın helal gösterdiği şeyi al...

Her şeyi O büyük varlığa bağlamalısın. İsteyeceğini O’ndan istemelisin. Sonra, her şeyini O varlık verebilir. Ümidin ve korkun da O’ndan olmalı. O büyük varlık da Hak Taâla olduğunu bil..

Her varlığın yakasını O tutmuştur. Halkın kalbi O’nun emri ile çarpar. Şu, ayakta gezen varlıklara O hayat verir. Onlardan sana bir iyilik gelirse, onlardan değil Hak’tan bil. Onlar mallarının başına hak tarafından bekçi olarak konmuşlardır. Onlar bir nevi Hak tarafından vekil olarak, mallarının başında beklerler.

Sana her hangi bir şey verilirse Hak’kın emri ile geldiğini anla. Verdiren ve verdirmeyen O’dur. Aziz Mevla şöyle buyuruyor:

- “Allah’ın ihsanını isteyiniz. Allah’tan başka çağırdığınız putlar size gıda vermezler. Rızkınızı Allah’tan isteyiniz. O’na yalvarınız. O’na şükrediniz. Çünkü O’na döneceksiniz. Kullarım benden sorarlarsa, yakın olduğumu söyle.. Ben dua edenin duasını işitirim, bana dua ediniz ki, kabul edeyim.”

Sizi besleyen Allah’tır. O metin dir. Kuvvet sahibidir. Allah dileğine hesapsız rızık verir.

(*) muvahhid

_________________

Only registred user can see link on this forum!
Registred or Login on forum!

Başa dön
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder
Yazar Mesaj
Râbia
Moderatör
Moderatör


Kayıt: 09 Hzr 2006
Mesajlar: 412

MesajTarih: Sal Oca 30, 2007 5:16 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Gönder

21. Makale

ŞEYTANLA BİR KONUŞMA


Rüya gördüm: Büyük bir topluluk içindeydim. Şeytan da orada idi. Onu öldürmek istedim. Bana şöyle dedi:

-

Tipi erkekle kadın arası bir halde idi. Güzel konuşması (!) vardı. Yüzü buruşuktu. Çenesinde biraz kıl vardı. Görünüşü çirkindi. Biçimi sevilecek gibi değildi.

Sora yüzüme baktı, hafifçe utanarak gülümsedi.

Bu vaka: Hicri 12. Zilhicce’nin 516 Pazar gecesi oldu.

_________________

Only registred user can see link on this forum!
Registred or Login on forum!

Başa dön
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder
Yazar Mesaj
instructor
Kardeşimiz
Kardeşimiz


Kayıt: 14 Arl 2006
Mesajlar: 2

MesajTarih: Prş Şub 15, 2007 9:28 am    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Gönder

Her bir makaleyi ayrı mesalar olarak değil de, makalelerin tamamını bir word belgesi içinde internette yayınlamanız mümkün mü ? Allah Razı olsun.
Başa dön
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder
Yazar Mesaj
Râbia
Moderatör
Moderatör


Kayıt: 09 Hzr 2006
Mesajlar: 412

MesajTarih: Cmt Şub 17, 2007 12:23 am    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Gönder

Nasıl yayınlayacağımı bilmiyorum,

Hidayet abimize iletirseniz yardımcı olmaya çalışırız, selametle..

_________________

Only registred user can see link on this forum!
Registred or Login on forum!

Başa dön
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder
Yazar Mesaj
Râbia
Moderatör
Moderatör


Kayıt: 09 Hzr 2006
Mesajlar: 412

MesajTarih: Cmt Şub 17, 2007 12:28 am    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Gönder

22. Makale

İMAN SAHİBİNİ TECRÜBE


Allah, kulunu imanı nispetinde dener. Bu böyledir. İman yükseldikçe deneme nispeti o derece artar. Büyür. Çoğalır.

Resûl’ün imtihanı, nebininkinden büyüktür. Çünkü imanı üstündür. Nebinin başına gelen de bedelin başına gelenden ağırdır. Bedelin iptilası da velininkinden zordur. Çünkü iman bakımından veliden ileridir.

Velhasıl herkes imanı nispetinde denenir.

Şu Hadis-i Şerif bu durumu çok güzel anlatır:

- “Biz peygamberler zümresiyiz. Belanın en çoğu bize verilmiştir. Sonra sıra ile....”

Allah’ü Taâla bunların gaflet yoluna sapmalarını istemez. Daima huzur içinde olmalarını arzu eder. Bu sebeple büyüklere belaya karşı tahammül verir. Çünkü, Hak'ka koşarlar. Seven, sevdiğinden başka bir şey istemez. Bela bunların kalbinde bekçidir. Nefislerinin de bağıdır. Onları asıl matlup(*) olan, Haktan başkasına meyletmekten korur. Yaratandan başkasına sığınmaktan esirger.

Bu hallerinde o büyük insanların kötülüğe karşı meyilleri kalmaz. Nefisleri kırılır. Hak batıldan böylelikle ayrılır. Şehvet ve şahsi arzu hisleri bertaraf olur. Onlar, nefislerinin hoşuna giden şeylere meyletmekten çok korkarlar. O nefsin hoşuna giden, ister dünya işi olsun, isterse ahiret...

Bu güzel halle onlar daima Hak’kın rızası yoluna koşmaya çalışır. O’nun hükmüne razı olurlar. Hak ne verdiyse onunla yetinirler.

Onlar, imtihan yolu ile gelen belalara sabreder, böylelikle halkın şerrini görmezler. Her şeyden emin olarak yaşarlar. Onlar bu hallerinde nefislerini kırar, hakka götürmeğe gayret ederler.

İnsan kendine böyle bir yol tuttuktan sonra, kalben gideceği hakiki yolda kuvvet bulur. Diğer azaların da kötü yola gitmesini önler.

Çünkü, bela imtihan için gelir. Kalbi kuvvetlendirir. Vicdani kanaati arttırır. İmanı hakikate erdirir. Hak yolda sabrı çoğaltır. Nefsi kötü arzuları zayıflatır. Her bela geldikte, mümin de sabır ve hakkın hikmetli işlerine karşı teslim ve rıza olur. Ona her işinde yardım eder. Bol nimet gönderir. Kula, her yaptığı işte muvaffakiyet ihsan eder. Âyet:

- “Eğer şükrederseniz, biz de ihsanımızı arttırırız. “

Nefis, kötülüklerden her hangi birine hoşlanarak giderse, şehvet yolunda harekete geçtiği zaman da, kalp ona yersiz olarak uyarsa, Hak’tan gafil olur. Bu gafletin bir neticesi olarak, Hak Taâla hem nefse, hem de kalbe felaketli işleri verir, aleme rüsvay eder. Çeşitli felaketlere uğratır. Halkı başına musallat eder. Aç bırakır. Hasta eder. Bunların sonu, karasız bir durum alırlar. Böylece hem kalp, hem de nefis bulacaklarını bulurlar.

Eğer kalp, nefsin isteğine uymaz, dini bir emir almadan hareket etmezse- bu emir veliler ilham, peygamberlere de vahiy yolu ile, diğerlerine işaretle gelir- Hak Taâla mükafat olarak kalbe ihsanlar yapar. Rahmetine bol kılar. Bereketini arttırır. Afiyet ihsan eder. Her şeyden razı olma tadını verir. Nur, marifet ve kendine yakınlık verir. Kalbin zenginliği ve bütün belalardan kurtulmak yolunu gösterir. Aynı zamanda düşmanlara karşı yardım eder.

Bu anlattıklarımızı iyi anla. Kendini hak yolda muhafaza et. Nefsine icabet etme. Belaya girmekten sakın. Hak yolda Allah’ın emrini gözet. Dünya ve ahiret işlerinde O’na teslim ol...

Ve....... Allah dilerse böyle ol!.....

(*) matlup

_________________

Only registred user can see link on this forum!
Registred or Login on forum!

Başa dön
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder
Yazar Mesaj
Râbia
Moderatör
Moderatör


Kayıt: 09 Hzr 2006
Mesajlar: 412

MesajTarih: Cmt Şub 17, 2007 12:30 am    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Gönder

23. Makale

ALLAH'IN VERDİĞİNE RAZI OLMAK


Azla yetin ve ciddi olarak böyle kal... Daha yüksek dereceye çıkıncaya kadar haline şükret. İyisine kavuştuğun zaman da elinde bulunanın kıymetini bil... İlk başta sabırlı ol. Sabırsız insana iyilik yakışmaz. Sabır, insanın kıymetini arttırır. Dünyanın nimeti her an değişir. Sabırlı olursan durmadan yükselirsin, iyiliklere kavuşursun.

Şunu iyi bil ki; her şeyin ardından koşmak, ele bir şey geçirmez. Yalnız, kısmet olan gelir. Sabırla kısmetini beklemen, nasibini eksiltmez. Ne her şeye hırsla koş, ne de gelecek olan gelir diye, otur. Yat....

Geleni al. Giden için de üzülme. Eğer bir şey nasip değilse yıllarca didinsen eline geçmez. Hırsı bırak, sabırlı ol. Halini muhafaza et. Kalbine sahip ol. Kötülük koyma. Allah’tan afiyet iste. Sebebe yapışmayı da ihmal etme.

Allah’ın emri dışında kimseden bir şey alma. Yine O’nun emri dışında kimseye bir şey verme. Kendi hevesine kapılıp çeşitli işler yapma. Kendine bu kadar fazla güvenme. Allah’a güven. Mağrur olma. Sonra senden daha şerli kimseleri başına bela eder. Her şeye hakkını ver. Zalim olma. Zalim Allah’ı aldatamaz. Kahrından kurtulamaz. Hak Taâla şöyle buyurdu:

- “Biz, zalimleri birbirine düşürürüz. “

Allah’ın emri kat’i, askerleri kuvvetli, saltanatı sonsuzdur. Her emri, istisnasız yerine gelir. Bunlara iyice inan. Böyle bir padişahın mülkünde yaşadığını bil. O’nun mülkü devam eder. İlmi, bütün kainatı kuşatmıştır. Hükmü her yerde geçer. Her yaptığı işte adalet vardır. Ne yerde, ne de gökte O’ndan saklanan bir şey olmaz. Hiçbir zalimin kötülüğü yanına kalmaz. İnsanın kendi mevhum varlığını ortaya atması da bir zülümdür. Allah’ı bırakıp mahluka güvenmek de şirk olur. Nefsini ve halkı bırak yalnız Allah’a kul ol. Şirkin büyük zulüm olduğunu Allah’u Taâla, şu âyet-i Kerimelerle bize haber verir.

- “Şirk koşma, şirk büyük zulümdur. “

- “Allah şirki bağışlamaz. Ondan gayrı her günahı isterse affeder.”

Şirke yanaşma, şirkten çok sakın. Bütün halinde Allah’a ortak koşmaktan kork. Kalbinle ve diğer duygularınla günah işlemekten kork. Günahın gizlisini, aşikaresini bırak. Allah’tan kaçma, nereye gitsen seni bulur. Allah’ın verdiği hükümler karşı olma, sonra seni ezer. O’nun işlerine karışma, rezil olursun. O’ndan gafil olma, uyandırırsa utanırsın. O’nun sırlarını yabancılara açma, mahvolursun. Allah’ın gösterdiği yolu keyfine göre tefsir etme, yerin dibine batarsın. Kalbin kapkara olur. İman nurun söner. Anlayışın yok olur. Şeytanlar üzerine atılır. Nefsin seni boğar. Bütün dostların düşman olur. Komşuların seni sevmez. Arkadaşların senden uzaklaşır. Evinde bulunan yılan, akrep, cinler ve bütün hayvanat sana hıyanet eder. Dünyada kısmetin kesilir. Ahirette ise en çetin azaba girersin.

_________________

Only registred user can see link on this forum!
Registred or Login on forum!

Başa dön
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder
Önceki mesajları göster:   
Başlığa cevap gönder    ~ h i d @ y e t ~ Forum Ana Sayfa -> GENEL İSLÂMİ BİLGİLER Tüm zamanlar GMT
Sayfaya git Önceki  1, 2
2. sayfa (Toplam 2 sayfa)

 
Geçiş Yap:  
Bu forumda yeni başlıklar açamazsınız
Bu forumdaki başlıklara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz
Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız



Powered by phpBB © 2001, 2002 phpBB Group
Türkçe Çeviri: phpBB Turkey & Erdem Çorapçıoğlu
Arthur Theme

Abuse - Report Abuse
Powered by forumup.com forum gratis free, create open your free forum!
Created by Raulken of Hyarbor S.r.l.
TOS & Privacy.

Page generation time: 0.065